Din bir kültür müdür

"Milli Eğitim Bakanlığı'nın müfredatında uzun zamandır 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' adında ders bulunmaktadır. Din bir kültür müdür Din dersinin bu başlık altında verilmesi doğru mudur, olması gereken nedir" şeklinde sorular sorulmaktadır.

Din bir kültür değildir. Din, kültürün oluşmasındaki en önemli unsurdur. Dini kültüre indirgemek, dinin kültür üzerindeki etkisini iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır. Kültürün oluşmasında dinin yanında dil, tarih, sanat ve edebiyat, gelenek, hukuk ve ahlak gibi birçok unsur vardır. Ancak kültünün oluşmasındaki en temel unsur hiç şüphesiz dindir.

Dini, kültürün bir kurumu, bir alt öğesi gibi görmek, dinin kültürün oluşumundaki belirleyici ve şekillendirici rolünü bilmemektir. Bu bakımdan "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" adı yerine, dini öz olarak anlatan bir isim kullanılmalıdır. Eğer amaç sadece dinin kültürel ve ahlaki öğelerini anlatmaksa bu dar kapsamlı bir anlatım olur ki, beklenen netice ortaya çıkmaz.

Din bir bütündür ve dinin vaz ettiği tüm hükümler objektif şekilde öğrencilere sunulmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatındaki "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersi, dinler tarihi ve ahlak konularını sınırlı şekilde anlatan, buna rağmen İslâm dininin bütüncül yapısını öncelemeyen özelliğe sahiptir.

İslâm'ın bütüncül yapısı, onun sadece ahlak ilkeleri ve ibadetlerden ibaret olmadığını, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini göstermektedir.

İslâm'ın temel referansı "tevhit"tir ve yaratıcının hayatın her alanında hâkimiyetini öngörür. Tevhid, Allah'ın birliğini ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teâlâ'nın gerek yaratmada gerekse yönetmede eşsiz olduğunu beyanla, "Deki o Allah, birdir" buyrulmaktadır.

"Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" ayet-i kerimesi, Allah-u Teâlâ'nın bütün âlemi ihata ettiğini, sadece dinî hayatı değil, hayatın her alanını kontrol altına aldığını, her alana müdahil olduğunu, yaratılıştan tekâmüle eriş ve ölüme kadar her evreyi kontrol ettiğini ifade eder.

Allah-u Teâlâ'nın, güneşi, gezegenleri ve yıldızları bir boşlukta direksiz tutarken, mikrodan makroya tüm canlıları mükemmel şekilde yaratırken, bunların nizam ve intizamına, nasıl hareket edeceklerine dair kuralları koyup işlettirken nasıl mükemmel ve eşsizse; dünyanın ve içindekilerin de nasıl ve ne şekilde yönetilmesi gerektiğine dair kural ve hükümleri mükemmel ve eşsizdir.

Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teâlâ'nın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kudretini ve hâkimiyetini anlatan onlarca ayet mevcuttur. Allah-u Teâlâ, hâkimiyetin kendisinde olduğunu daima hatırlatmakta, yarattığı kâinatın mükemmelliğinden bahsetmekte, ibret almamız gerektiğini defaatle ikaz etmektedir.

Allah-u Teâlâ'nın kâinatın yaratıcısı, hâkimi ve düzen koyucusu olduğu; koyduğu düzeni de kusursuzca yürüttüğü inkâr edilemez bir hakikattir. Zira ilmi tekâmül, kâinatın nizam ve intizam içinde hareketini anlamaya medardır.

İslâm'a göre, deizmin inandığı gibi