Irkçı emperyalizm, İslâm'da teminat altına alınan nesli bozmak için her türlü yolu denemekte, temiz ırk, temiz aile ve temiz toplumu ifsad etmek için mücadele etmektedir.
Helal ve meşru yoldan evlilik müessesesiyle temiz bir aile ve temiz bir toplum inşa etmeyi hedefleyen İslam dini, nesli korumak için belirli yasaklar koymuş, meşru yolların önünü açmıştır.
İslam, evlilik müessesesiyle temiz bir toplum inşa ederken, zinayı, livatayı ve her türlü sapkınlığı yasakladığı gibi; sadece zinayı yasaklamamış, zinaya giden yolları kapatmak için kendisine haram olan karşı cinse karşı şehvetle bakmayı dahi yasaklamıştır. Aslında bu yolla, karşı cinsler arasındaki münasebetleri belirli ölçülere göre şekillendirmiştir.
Kur'an-ı Kerim'deki, "Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar" (Nur Sûresi, 30) ve, "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar" (Nur Sûresi, 31) ayetleri mahremi olmayan karşı cinsi bakışlarıyla rahatsız etmeyi yasaklamayı ifade eder.
Irkçı emperyalizm ise zina ve LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender) gibi sapkınlıkları meşru göstermek ve yaygınlaştırmak için gayret göstermekte, dünya çapında kurdukları propaganda ağlarıyla bu fiileri masum göstermeye çalışmaktadır.
Irkçı emperyalizmin propaganda ağı sadece zina ve sapkınlıklarla sınırlı değil elbette. Neslin bozulması projesi bir bütün olarak görüldüğünden, bir taraftan aile müeessesinin yıkılması hedeflenirken, diğer yandan mevcut aile müessesesindeki huzuru bozarak aileyi tümden ifsadı planlanmaktadır. Bunun için de özellikle sinema ve dizi sektörü marifetiyle bireysel yaşam özendirilmekte, baskıcı anne baba modeli ön plana çıkartılmaktadır.
Irkçı emperyalizmin bu menfi propagandasına kapılan bazı gençler, anne baba hakkı konusunda duyarsızlaşmaktadır. Gençlerin bir kısmının anne babalarını uluorta azarladığı, onlara karşı geldiği, emir ve talimatlarını hiçe saydığı hatta zaman zaman onları küçümsediği, onlardan utandığı da görülmektedir.
İslâm dininde aile bir bütün olarak telakki edilmiş, anne, baba ve çocuklardan oluşan ailede haklar buna göre tanzim edilmiştir. Hedef, hayırlı bir evlat nimetiyle mutlu bir ömür sürülmesi olunca, önce evladın anne ve baba hakkına riayeti, sonra anne ve babanın evladına karşı sorumlulukları gelir.
İslâm dininde anne ve babaya itaat etmek farz, onlara isyan etmek ise büyük günah olarak görülmüştür. Hatta, insanların acı, bezginlik ve bungunluk anında karşısındakini üzmemek için kendini tutarak söylediği "öf" kelimesini dahi, anne-babaya karşı sarf etmesi yasaklamıştır.
Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyurulmaktadır: "Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını ger ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı" (İsra Sûresi, 23-24).
Peygamber Efendimiz (s.a.v), anne babaya "öf" bile denmemesi emrini "öf" demekten daha hafif bir tabir olsaydı, şüphesiz Allah (c.c) onu da yasaklardı" buyurarak en güzel şekilde özetlemektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), anne ve babanın rızasının önemi hakkında ise, "Allah Teâlâ'nın rızası, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ'nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir" (Tirmizî, Birr 3) buyurmaktadır.
Unutulmamalıdır ki; aile bir bütündür. Anne ve babaya itaat öncedir. Önce çocuklar anne ve babasının hakkına riayet ederek itaat etmelidir. Anne ve babası da çocuklarının İslâm fıtratıyla, güzel ahlakla ahlaklanması için elinden gelen gayreti göstermek zorundadır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir hadis-i şeriflerinde,

4