ABD ve İsrail ancak güçten anlar!

Kur'an'ın asırlar öncesinden haber verdiği Yahudi-Hristiyan ittifakı bugün gerçekleşti, peki Müslümanlar güç kazanamadan bu mücadeleyi kazanabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Kur'an'ın tarihsel olmaması kanıtı olarak Yahudi ve Hristiyanların ittifakını önceden bildirdiğini, bu ittifakın bugün ABD-İsrail terör şebekesi şeklinde gerçekleştiğini savunuyor. İddiasının temelinde, Müslümanların üç asırdır kayıp kuvvet üstünlüğünü yeniden kazanması gerektiği ve bunun devlet sistemi, askeri güç ve ekonomik kalkınmayla mümkün olduğu mesajı var. Ancak dini metinleri siyasi çıkarlar için reenkarne etmek, okuyucuları ne kadarına ikna edebilir?

Resulûllah Aleyhisselâtu Vesselâm'ın risâletle görevlendirildiği ve İslâm Devleti'ni kurduğu dönemde Yahudi ve Hristiyanlar arasında bugünkü gibi dostluk ve müttefiklik ilişkisi yoktu. Kur'an-ı Kerim, asırlar öncesinden günümüze ışık tutmuş, Yahudi ve Hristiyanların birbirinin dostu, müttefiki, işbirlikçisi ve koruyucusu olduğunu şöyle bildirmiştir: "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez" (Maide Sûresi, 51).

Bu ayet-i kerime, Kur'an-ı Kerim'in tarihsel olmadığının kanıtı olduğu gibi geleceğe ışık tutması ve yol gösterici olması yönüyle de önemlidir. Henüz, Yahudi ve Hristiyanlar arasında dostluk ve müttefiklik ilişkisinin olmadığı bir dönemde Kur'an-ı Kerim Müslümanları uyarmıştır. Bu da İslâm'ın güncel ve yol gösterici bir din olduğunu göstermektedir.

Kur'an-ı Kerim'de bu ikiliyle dostluk yasaklandıktan sonra Müslümanların kiminle dost olması gerektiği de belirlenerek şöyle buyrulmuştur: "Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekât veren ve rükû eden müminlerdir" (Maide Sûresi, 55).

Kur'an-ı Kerim'de, Yahudi ve Hristiyanların itikadi sapkınlığı hakkında ise "Yahudiler Uzeyr Allah'ın oğludur dediler, Hristiyanlar da Mesih Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!" (Tevbe Sûresi, 30) uyarısı yapıldıktan sonra, mezkûr ikili hakkında "yaratıkların en şerlisi" tabiri kullanılarak şöyle buyrulmuştur: "Gerek ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler" (Beyyine Sûresi, 6).

Günümüzde, ayet-i kerimede belirtilen dostluk ve müttefiklik tahakkuk etmiştir. ABD merkezli Siyonist Hristiyanlar (Evanjelikler) ile Siyonist Yahudilerin el birliğiyle Allah-u Teâlâ'nın arzında fesat çıkarttığı, genelde bütün dünyada huzur bırakmadıkları, özelde İslâm coğrafyasında zulme devam ettiği ortadadır. Kur'an-ı Kerim'de, asırlar önce ikilinin itikadî sapkınlığı ile aralarındaki ittifak ve aralarındaki dostluk ilişkisi açıkça beyan edilmiştir.

Geldiğimiz noktada, Siyonist Hristiyanlar (Evanjelikler) ile Siyonist Yahudilerin temsilcisi ABD-İsrail terör şebekesi, Müslümanlara kan kusturmakta, her türlü fitne, gözyaşı ve zulmü İslâm coğrafyasına yığmaktadır.

ABD-İsrail ikilisi, askeri üstünlük sayesinde zulme devam etmektedir. Müslümanlar ise üç asırdır kuvvet üstünlüğünü kaybettiğinden zulmü engellemekten acizdir (İran'ın, geliştirdiği füzelerle İsrail'i vurması; Yemen, HAMAS ve Hizbullah'ın direnişi elbette önemlidir ancak yeterli değildir).

Kur'an-ı Kerim'de Müslümanlara karşı açıkça savaş ilan eden, zulmeden zalimlere karşı her türlü hazırlığın yapılması gerektiği emredilerek şöyle buyurulmaktadır: "Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve Cihad için, bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız" (Enfal Sûresi, 60).

Kur'an-ı Kerim'de savaşın meşruiyeti, düşmana karşı kuvvet hazırlamanın önemi, yeri geldiği zaman kâfirlere karşı güç ve kuvvet kullanmak gerektiği, kâfirlerin ancak güçten anladığı ve en önemlisi yeryüzünde hâkimiyet tesis etmek gerektiği üzerinde durulmakta; bu konuda Müslümanların kavli duanın yanında fiili duaya da müracaat etmesi gerektiği anlatılmaktadır.

Resulûllah Aleyhisselâtu Vesselâm, Allah-u Teâlâ'nın zulme karşı durma emrini en mükemmel şekilde uygulamıştır. Mucize gösterme gücünü haiz olduğu halde, kötülükleri bizzat eliyle düzeltmek için İslâm devlet sistemini oluşturmuş, Allah'ın ve Resulü'nün otoritesini tanımayan Yahudi, Hristiyan ve müşriklere karşı savaşmış, onlara boyun eğdirmiş, zulmü bertaraf etmiş ve adaleti tesis etmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de, "(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah'a imanınızda devam edersiniz..." (Al-i İmran Sûresi, 110) ayeti, Resulûllah Aleyhisselâtu Vesselâm'ın yol arkadaşları olan Ashab-ı Kiram hakkında nazil olmuştur ancak bize de bundan hisse vardır. Ayet-i kerimede Müslümanların, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak yani yeryüzünde adaleti tesis etmek için ortaya çıkartılmış hayırlı bir topluluk olduğu açıkça ortaya konularak; insanlık içinden çıkmış böyle hayırlı topluluğa yeryüzünde fitneyi yok edip, Allah (c.c)'ın nizamını ve adaleti yeryüzünün tamamına yayma misyonu yüklenmiştir.