Roma İmparatorluğu'nun son dönem saraylarından biri olan Tekfur Sarayı, imparatorluk ikametgâhından çini imalathanesine, hapishaneden müzeye uzanan sıra dışı geçmişiyle İstanbul'un önemli fakat en az tanınan tarihî yapılarından biridir...
İstanbul surlarının Edirnekapı ile Eğrikapı arasında, surlara bitişik olarak inşa edilen bu anıtsal yapı, halk arasında "Tekfur Sarayı" adıyla tanınmaktadır. Bu adın Osmanlı İmparatorluğu döneminde Geç Roma imparatorları ve derebeyleri için kullanılan "Tekfur" unvanından geldiği ileri sürülmektedir. Söz konusu yapının XV. ve XVI. yüzyıllarda "Palatium Porphyrogeniti / Porfirogennetos Sarayı" olarak adlandırıldığı düşünülmektedir. Tekfur Sarayı'nın kim tarafından ve kimin için yaptırıldığı konusunda çok sayıda görüş ileri sürülmüşse de bunların hiçbirinin doğruluğu konusunda görüş birliği bulunmamaktadır.
Blakhernai Sarayı'nın bir parçası
Tekfur Sarayı, Latin İstilası (1204-1261) sonrasında önem kazanır. Latin İstilası sırasında büyük ölçüde tahrip edilen ve yağmalanan Büyük Saray ile Blakhernai Sarayı artık oturulamaz hâle gelmiştir. 1261 yılından sonra büyük ölçüde yenilenen Blakhernai Sarayı'nın bir bölümü olarak yeniden düzenlenen bu yapı, bundan böyle imparatorluk ikametgâhı olarak kullanılacaktır. Muhtemelen Haliç kıyısından yedinci tepeye doğru yükselen geniş bir alan içinde yer alan Blakhernai Sarayı'nın en yüksek noktasında bulunan Tekfur Sarayı için eski kaynaklarda, "Pencerelerinden deniz, dışarıdaki arazi ve şehre hâkim bir manzara göründüğünden" söz edilmektedir. İstanbul'un fethine kadar imparatorların ikametgâhı ve yönetim merkezi olarak kullanılan Blakhernai Sarayı, fetih sonrasında önemini kaybeder. Her ne kadar fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmed'in kısa bir süre bu sarayı kullandığı söylenirse de daha sonra terk edildiği anlaşılmaktadır.
Hapishaneden harabeye
Blakhernai Sarayı'nın fetih sonrasında hangi amaçlarla kullanıldığı ve niçin yok olmasına göz yumulduğu konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Buna karşın Tekfur Sarayı'nın fetih sonrasında çeşitli amaçlarla kullanıldığı anlaşılmaktadır. XVI. yüzyıldan günümüze ulaşan bazı gravürlerde, beşik çatılı üst örtüsüyle surlar üzerinde yükselen yapının bütünlüğünü koruduğu görülmektedir. 1578-1581 yılları arasında İstanbul'da bulunan Salomon Schweigger, "Palatium Constantini" olarak söz ettiği yapının dörtgen biçiminde, yontulmuş taşlardan yapılmış büyük bir bina olduğunu belirtmektedir. "İç kısmında odaları yoktur; sadece dört duvarına bitişik kerevetler bulunmaktadır. Tutsak Hristiyanlar bunların üzerine yataklarını sererler."
Anlaşıldığına göre bu dönemde Tekfur Sarayı bir nevi hapishane olarak kullanılmaktadır. 1688 yılında İstanbul'a gelen Paul Tafferner, Tekfur Sarayı'nın çatısının bulunmadığını söylemektedir. Muhtemelen XVII. yüzyıl içinde meydana gelen yangınlar sonucunda sarayın çatısı yanmıştır.
Mimari özellikleri
Tekfur Sarayı, eski sur duvarıyla Theodosios Kara Surları arasına inşa edilmiş üç katlı bir yapıdır. Yapı, tuğlalarla süslenmiş cephesiyle, zemin kattaki dört açıklık aracılığıyla uzun bir avluya açılmaktadır. Zemin katta, üst katları taşıyan kolonlar dışında herhangi bir mekân düzenlemesi bulunmaz. Üstteki iki kat ise tek bir mekândan oluşmaktadır. Tekfur Sarayı'nın yeterince incelendiği söylenemez. Zaman içinde gerçekleştirilen çok sayıdaki onarım ve restorasyonlar, bazı izlerin kaybolmasına neden olmuştur. Her ne kadar avluya bakan anıtsal cephesiyle tanınsa da arka tarafta çocuk parkına bakan cephesi de en az avlu cephesi kadar ilgi çekicidir.
Yaşayan bir kültür mekânı olabilir mi
2002-2014 yılları arasında gerçekleştirilen kapsamlı bir restorasyonun ardından daha önce açık olan çatısı örtülmüş ve yapı müze olarak düzenlenmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen müze, ne yazık ki günümüzde büyük bir ilgisizlikle karşı karşıyadır. Avlusuna inşa edilen kafeterya kapanmış, bazı elektronik donanımlar ise çalışmaz hâle gelmiştir. İç avludan çıkılan sur duvarlarının üzerindeki geniş alan işlevsiz bırakılmış ve kaderine terk edilmiştir. İstanbul tarihi açısından önemli bir yapı olan Tekfur Sarayı hakkında bilgi veren herhangi bir broşür de bulunmamaktadır. Geçmişi bin yılı aşkın bu sarayın tanıtılması ve toplumumuz tarafından daha iyi tanınması için çok daha fazla çaba göstermemiz gerekmektedir. Böylesine önemli bir kültürel mirasın yeterince değerlendirilemediğini düşünüyorum.

2