Tarih neden tekerrür eder

Anadolu'nun yetiştirdiği ve "Tarihin Babası" olarak anılan Herodotos, yalnızca geçmişi anlatmaz; güç, zenginlik ve insan talihi üzerine zamansız sorular sorar. Truva'dan Lidya'ya, Krezüs'ten Solon'a uzanan bu anlatı, binlerce yıl öncesinden bugüne seslenir: Gerçek mutluluk nedir ve tarih neden hâlâ tekerrür eder

X. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Konstantinopolisli Suidas, en önemli Antik Yunanca sözlük ve ansiklopedi yazarlarından biri olarak tanınır. Yazdığı ansiklopedide şu ifadeler yer alır: "Herodotos, Lyxes ve Dryo'nun oğlu, Halikarnassos'ta yüksek tabakadan doğma, Theodosros adlı bir erkek kardeşi vardır. Artemisia'nın ikinci halefi Lygdamis yüzünden Halikarnassos'tan kaçıp Samos'a yerleşti. Samos'ta İoncasını ilerletti; Pers Kralı Kyros ve Lydia Kralı Kandaules çağlarıyla başlayan dokuz kitaplık bir tarih yazdı. Halikarnassos'a döndüğü zaman tyranı devirdi; ama politika çekememezlikleri karşısında kendi isteğiyle çıktı ve o sırada Atinalıların kurmakta olduğu Thurium'a (Thurii) yerleşti. Orada öldü. Mezarı orada, agoradadır. Pella'da öldüğünü söyleyenler de vardır." (s. 7)

Suidas'ın bu açıklamasına karşılık, "Encyclopaedia Britannica"da şu değerlendirme yer alır: "Herodotos'un Anadolu'da doğup büyümüş olması, daha sonra buradan ayrılıp Atina'ya ve Batı'ya gitmesi aynı derecede önemli iki olaydır; çünkü ikisi de onun düşüncelerinin gelişmesinde etkili olmuştur." (C. X, s. 608)

Bu açıklama, bir dönem bölgede kültürel faaliyetlerin Atina merkezli değerlendirildiği anlayışının ve her tür gelişmeyi Hellen kültürüne bağlama çabasının bir sonucudur.

Batı Anadolu'da bilimsel ve kültürel ortam

MÖ 484-430/420 tarihleri arasında yaşadığı bilinen Herodotos bir Karyalıdır. Büyük bir olasılıkla ilk eğitimini Karca almış olup Karca konuşan ve yazan bir kişidir. Suidas, onun İyoncasını Samos'ta geliştirdiğini söyler. Hellenceyi bilip bilmediği veya Hellenceye ne kadar hâkim olduğu meçhuldür. Yaşadığı dönemde bilimsel gelişme Batı Anadolu kıyılarında ortaya çıkmış ve yoğunlaşmıştır. MÖ 610-546 tarihleri arasında yaşayan Miletli filozof Anaksimandros, sonrasında MÖ 550-476 tarihleri arasında yaşayan Miletli Hekataios tarih ve coğrafya üzerine çalışmış ve çeşitli eserler vermiştir. Herodotos, bölgede oluşan bu bilgi birikiminin devamı niteliğindedir. İyoncasını ilerletmek için Samos'a gittiği söylenir; ancak Hellenceyi bilip bilmediği veya Hellenceye ne kadar hâkim olduğuna dair bir bilgi bulunmaz. Suidas'a göre Atina'ya da gitmemiştir. Niçin gitsin ki Yaşadığı dönemde (MÖ V. yüzyılda) Atina yeni yeni bir siyasal merkez olmakla birlikte, bilimsel eğitim ve araştırma yapmak için yeterli bir düzeyde değildir.

Siyasi bir sürgün olarak Atina'yı seçmesi de mantıken mümkün değildir. Çünkü o dönemde Atina, yeni düşünceleri ve aykırı fikirleri kabul etmekte zorlanan bir yerleşmedir. Bir süre sonra (MÖ 399) kendi içinden yetişen filozof Sokrates'i, aykırı düşünceleri nedeniyle ölüme mahkûm edecektir. Böylesi yeni fikirlere mesafeli, tek bir düşünceye kitlenmiş bir topluma katılmak niçin tercih edilir ki

"Klio" kitabı ve Truva anlatısının başlangıcı

Herodotos'un, her biri bir "Musa"nın adını taşıyan dokuz kitabının ilk bölümü "Klio"dur.

Argoslu İo'nun kaçırılışı ile başlayan bu kitapta, Perslerin söylenceleri esas alınarak İo'nun Hellen değil, muhtemelen Giritli olduğu belirtilir. İo'nun kaçırılışının intikamını almak isteyen Giritliler bu kez Fenike sahilindeki Tyr'i basıp kralın kızı Europe'yi kaçırırlar. Böylece iki taraf ödeşmiş olur. Ancak daha sonra Hellenler uzun bir gemiye binip Karadeniz'e açılır ve Kolkhis Kralı'nın kızı Medeia'yı kaçırırlar.

Kolkhis Kralı peşlerine adam salar, hakkını arar ve "Kızımı geri verin" der. Onlar da karşılık olarak, "Siz de Argoslu İo'yu kaçırmıştınız ve karşılığında hiçbir şey vermemiştiniz; biz de size daha fazlasını verecek değiliz" derler.

Bu olayın üzerinden iki nesil geçtikten sonra, Perslere göre bu olayları öğrenen Priamos'un oğlu Paris (Herodotos, "Alexandros" demektedir) Yunanistan'dan bir kadın kaçırmak ister. Herhangi bir cezaya çarptırılmayacağına güvenmektedir. Nasıl ki ilk kadın kaçırıcılar herhangi bir ceza almamışlarsa, kendisinin de bir ceza almayacağını düşünmektedir.

Truva Savaşı ve siyasi değerlendirme

Paris bu düşünceyle, çok beğendiği Sparta Kralı Menelaos'un karısı Helene'yi kaçırır. Spartalılar önce arabulucular gönderip Helene'yi geri ister, "Özür dileyin" derler. Buna karşılık Medeia'nın kaçırılışını öne sürerek, "Şimdi bizden istediklerinizi o zaman siz vermemiştiniz" cevabıyla karşılaşırlar.

O zamana kadar olan şey, karşılıklı kız kaçırmaktan ibarettir. Ama bu kez Hellenler, Perslere göre açıkça suçludur: "Zira onların Asya'ya karşı açtıkları sefer, Perslerin Avrupa'ya karşı açtıkları seferden öncedir. Hem kadın kaçırmayı Persler de hoş görmezler; ama bu çeşit çapkınlıkların öcünü sürdürmek onlara göre akıl işi değildir ve aklı başında kimselerin böyle şeylere pek aldırış etmemeleri gerekir, zira belli bir şey, bu kadınlar kendileri de razı olmasalar zorla kaçırılamazlardı. Onlar, Asyalılar, kendilerinden kadın kaçırılmasını pek umursamamışlardı; ama Hellenler, Spartalı bir kadın uğruna koca bir donanma toplamışlar, Asya'nın üstüne yürümüşler, Priamos'un ülkesini yerle bir etmişlerdi, o günden bu yana Hellenler onlar için artık düşmandır." (s. 18)

Bu açıklamada Herodotos'un iyi niyeti baskındır. Hellenlerin Asya'ya açtığı sefer yalnızca bir kız kaçırma meselesi değildir. Neredeyse hiç ara vermeden birbirleriyle savaşan Hellen şehir devletleri arasında birliği sağlamak için müşterek bir düşmana ihtiyaç vardır. Truva'ya karşı açılan bu sefer, daha sonra görüleceği gibi, bu birliğin sağlanmasına büyük oranda yardımcı olmuştur. Daha da önemlisi, Asya'nın gerek kültürel gerekse maddi açıdan zenginliğidir. Verimsiz Hellen topraklarına karşılık, özellikle Batı Anadolu'nun zengin toprakları ve üretim kapasitesi, büyük ölçüde zenginleşmeye imkân sağlamıştır. Üstelik bu bölgedeki şehir devletlerinin birbirleriyle savaşmaları gibi olumsuz bir durum da yoktur.

Bölgenin güneyinde erken dönemden itibaren görülen siyasal birlik yapılanmaları, ilerleyen yüzyıllarda Likya Birliği ile daha kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Bu yapı, temsili özellikleri bakımından demokrasinin erken örnekleri arasında değerlendirilmektedir. Uzun bir dönem boyunca bölgenin istikrarına ve zenginleşmesine katkı sağlayan bu düzen, Perslerin; daha sonra Makedonların ve sonrasında Roma'nın bölgeye olan ilgisini çekmiş ve zamanla büyük ölçüde tahrip olmasına yol açmıştır.