Lise yıllarında adını duyduğum Kayrevan Ulu Camii'ni yıllar sonra görme fırsatı buldum. Kuzey Afrika İslâm mimarisinin en eski ve en önemli eserlerinden biri olan bu anıtsal yapı, tarihî birikimi, etkileyici minaresi, zengin mihrap süslemesi ve devşirme malzemeyle oluşturulan iç mekânıyla ziyaretçilerini hayran bırakıyor..
Lise ikinci sınıfta sanat tarihi dersinde Kayrevan Ulu Camii'nin adını duymuştum. İslâm'ın Kuzey Afrika'da yayılmaya başladığı dönemde yapılan bu cami, özellikle minaresiyle ilgimi çekmişti. Bir gün mutlaka bu camiyi görüp gezeceğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Yıllar yılları kovaladı ve bir türlü Tunus'a gidip bu yapıyı yakından görmek nasip olmadı. Büyükelçimiz Ahmet Misbah Demircan'ın nazik daveti üzerine gittiğim Tunus'ta ilk görmek istediğim yapı elbette Kayrevan Ulu Camii idi.
Kayrevan'a gidiş
14 Haziran 2026 tarihinde Tunus'tan hareketle kızımla birlikte Kayrevan'a gittim. Bazı bölümleri otoyol, bazı bölümleri ise gidiş-geliş olarak düzenlenmiş olan yol oldukça düzgündü. Ancak hız sınırları nedeniyle 254 kilometrelik yolculuk yaklaşık üç saat sürdü.
Tunus'un dördüncü büyük şehri olan Kayrevan'ın nüfusu, 2020 sayımına göre 152 bin. Şehirde neredeyse üç katı aşan bir yapı yok gibi. Bu nedenle yerleşim geniş bir alana yayılmış. Müslümanların kutsal kabul ettiği şehirlerden biri olan Kayrevan'ın, 670 yılında Geç Roma Kalesi Kamouinia'nın fethedilmesiyle kurulduğu ve İslâm'ın Kuzey Afrika'da yayılması sırasında bir üs olarak kullanıldığı bilinmektedir. 800'lü yıllarda Ağlebî Hanedanı döneminde başkent olan şehir, XI. yüzyılda Tunus'un başkent olarak kabul edilmesiyle birlikte bu niteliğini kaybetmiş, buna rağmen dinî ve kültürel merkez olma niteliğini korumuştur.
Caminin tarihçesi
Emevî hükümdarlığının Kuzey Afrika'nın fethi için görevlendirdiği komutan Ukbe bin Nâfi tarafından Kayrevan'ın fethinin ardından yapımına başlanan caminin inşası uzun yıllar boyunca devam eder. Her ne kadar bu yapı genel olarak "Kayrevan Ulu Camii" adıyla tanınsa da literatürde "Sîdî Ukbe Camii" adıyla da kendine yer bulur.
Temeli 670 yılında atılan ve 684-688 yılları arasında tamamlandığı düşünülen bu cami kompleksi, Kuzey Afrika'daki en eski cami kabul ediliyor. Kısa süreli Berberi işgali sırasında tahrip edilen cami, 693-697 yılları arasında yeniden inşa edilir. 703 yılında mihrabı hariç tümüyle yıktırılarak yeniden yapılır. 724 yılında kuzey yönüne doğru genişletilir. 772 yılında mihrap dışında tümüyle yıkılır ve yeniden yapılır. 836 yılında Ağlebî Hanedanı döneminde cami bir kez daha, bu defa mihrabı da dâhil olmak üzere yıktırılarak yeniden yapılır.
Mihrap
Caminin oldukça ilginç bir mihrabı vardı. Müthiş taş işçiliği, hayranlık uyandıran bir görünüme sahipti. Boyalı ahşaptan yapılmış yarım kubbe ile örtülü mihrabın kemeri çinilerle süslü. Mihrabı çevreleyen duvar yüzeyinde, bazıları simetrik, geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş yirmi pano bulunuyor. Mihrabın solunda, çevresi yeşil somaki mermerlerle kuşatılmış kalem işi bir pano daha bulunuyor. Mihrabın sağındaki ahşap minber ise cam bir muhafaza içine alınmış.
Caminin içindeki kandiller dikkatimi çekti. Bizim camilerimizdekilere benzer kandillerin büyük olanları piramidal bir yapıya sahipti.Ana akstaki büyük kandiller sekiz sıralı olup caminin içini yeterince aydınlatıyordu. Bazı bölümlerde ise polikandillere benzer metal düzeneklere oturtulmuş kandiller bulunuyordu.
Caminin büyük avlusunun dört bir yanında iki sıralı revaklar bulunuyor. Avlunun bir bölümü Marmara mermerini andıran beyaz mermerle kaplı. Buradaki en dikkat çekici unsur beş basamakla çıkılan güneş saati.
Minare
Kayrevan Ulu Camii'nin ilgi çekici özelliklerinden biri de minaresi. Daha sonra Kuzey Afrika'da inşa edilen hemen hemen bütün camilerde görülen bu minare tipi, bölgeye özgü bir tipe dönüşmüş. Mihrap aksından sola doğru hafifçe kaydırılarak inşa edilen minare, 10,67 x 10,67 metre ölçülerinde kare planlı bir kaide üzerinde yükselen üç kademeden oluşmakta.
Kayrevan Ulu Camii, ilk yerleşim merkezi olan Medine'yi çevreleyen surların kuzeydoğu köşesinde yer almaktadır. Minarenin yer aldığı batı duvarının biraz açığında, erken dönemlerde şehri çevreleyen surların bir bölümü muhafaza edilmiştir. Bu surların dış yüzünde ise büyük bir mezarlık bulunmakta.
Dekorasyon
Kayrevan Ulu Camii'ni gezerken özellikle kubbelere dikkat etmek gerekiyor. Mihrap önündeki istiridye kabuğu biçimindeki tromplara oturan dilimli kubbe görülmeye değer. Özellikle dinî yapılarda sıkça kullanılan istiridye motifi, yeniden doğuşu ve kabuğunun içinde saklı inciyle hikmeti ifade ettiği düşünülmektedir.
Caminin gerek harim bölümünde gerekse avluyu çevreleyen revaklarında kullanılan sütunlar ve başlıklar seyredilmeye değer bir görüntü sunmaktadır. Hemen hemen tümü devşirme malzeme olan bu sütun ve başlıklar, çevrenin bir dönem ne kadar zengin bir mimari mirasa sahip olduğunu göstermektedir. Çeşitli dönemlerde inşa edilen Roma dönemi yapılarından alındığını düşündüğümüz bu başlıklar arasında akantus yapraklarını andıran figürlerin de bulunduğunu gördük. Kayrevan Ulu Camii'nde genellikle Kûfî yazı kullanılmış. Erken dönem özelliklerini yansıtan bu yazı türünde harf kümeleri arasında, birkaç gülbezek dışında herhangi bir süsleme bulunmamakta. Bu yazılarda asıl önem verilen unsurun metin olduğu anlaşılıyor. Cami süslemesinde ise ağırlıklı olarak asma yaprağı motifi kullanılmış.

4