Kur'an'da yer almayan bir resim yasağı düşüncesi nasıl ortaya çıktı Erken dönem İslâm sanatının figürlü eserleri, hadisler, ikonoklazm tartışmaları ve tarihî kaynaklar bu soruya farklı cevaplar veriyor...
Kur'an-ı Kerim'de resim yasağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi, "Resim" yahut "Suret" ile ilgili herhangi bir kelime de yer almaz. Buna karşılık, Sebe' Sûresi'nin on üçüncü ayetinde Hz. Süleyman için yapılan heykellerden söz edilir. Öyleyse, nasıl olur da bazı kişiler günümüzde bir resim yasağından bahsedebilmektedirler Böylesi bir yasak düşüncesi ne zaman ortaya çıkmış ve etkisini günümüze kadar sürdürmüştür
Tevrat ve tasvir yasağı
Berlin'deki Pergamon Müzesi'ni gezerken, Mşatta Sarayı'nın cephelerinde gördüğüm üç boyutlu insan yüzleri, Emevî Devleti'nin hüküm sürdüğü dönemde böylesi bir yasak anlayışının bulunmadığını düşünmeme yol açtı. Peki, nasıl oluyor da bu yasak anlayışı yüzyıllardır varlığını sürdürüyor
Semavî kitaplar arasında yalnızca Tevrat'ta resimle ilgili bir yasak, hatta çok şiddetli bir yasak bulunmaktadır. On Emir'in ikincisinde, "Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın." denilmektedir. Aynı hüküm, Tevrat'ın "Mısır'dan Çıkış" bölümünün 20. babında da tekrar edilmektedir.
Emevî saraylarında resim geleneği
Emevî Devleti döneminde (661-750) inşa edilen, günümüzde Suriye ile Ürdün sınırları içerisinde bulunan Mşatta Sarayı, Kusayr Amra, Kasrü'l-Hayr, Kasr el-Harrâne gibi saray yapılarında çok sayıda duvar resmi bulunmaktadır. Bu resimlerin bazıları, günümüz ölçütleriyle değerlendirildiğinde erotik olarak nitelendirilebilecek sahneler de içermektedir.
Abbâsî Devleti döneminin (750-1258) ilk yıllarında, İsa bin Musa tarafından 775 yılında yaptırılan Ukhaydir Sarayı'nda da duvar resmi geleneğinin devam ettiği görülmektedir.
Tasvir yasağının ortaya çıkışı
Bu örnekler, erken İslâm döneminde figürlü tasvirlerin bütünüyle yasaklanmadığını göstermektedir. Dolayısıyla günümüzde yaygın olarak kabul edilen resim yasağının kökenlerini, İslâm'ın ilk dönemlerinden ziyade daha sonraki yüzyıllarda gelişen hadis yorumları ve fıkhî tartışmalar içerisinde aramak gerekmektedir.
Bizans ikonoklazmı ve tasvir tartışmaları
VIII. ve IX. yüzyıllarda yaşanan iki Bizans ikonoklazmı hareketi, anlaşılan o ki İslâm coğrafyasında da karşılık bulmuş ve zamanla, yalnızca Müslümanlara atfedilen bir resim yasağı anlayışının ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.
İmparator III. Leon döneminde (717-741) ikonoklazm hareketi başlar. 726 yılında ikonaların kaldırılmasına yönelik ilk girişimler görülmüştür.
Buna karşılık Papa Aziz III. Gregorius, 730 yılında Roma'da bir sinod meclisini toplayarak ikonoklazmı mahkûm etmiş ve bu görüşün taraftarlarını aforoz etmiştir. Bunun üzerine Bizans toplumunda büyük bir karmaşa yaşanmış, yoğun siyasî ve dinî mücadeleler ortaya çıkmıştır. Çok sayıda insan hayatını kaybetmiş, bazı topluluklar yer değiştirmiş ve yeni dinî yorumlar ile mezhep farklılıkları ortaya çıkmış, yeni mezhepler oluşmuştur.
İnsan yaşamında uzun bir süre sayılabilecek yaklaşık altmış yıl sonra, 24 Eylül 787 tarihinde toplanan İkinci İznik Konsili'nde bu yasak kaldırılır ve şu karar alınır: "İkonalar, imanımıza göre bir tapınma nesnesi değil, yalnızca onurlu ve hayat veren haç ve kutsal kitaplara ve diğer mübarek nesneleri gösteren figürlerdi." Bu kez iş tersine döner ve ikona kırıcılar lanetlenmeye başlanır.
Kur'an-ı Kerim'de olmayan bir yasak nasıl olur da İslâm inancında kendine yer bulur ve yaygınlaşır Hz. Peygamber'e atfedilen ve hadis adı altında toplanan bazı açıklamalar, bu yasağın yerleşmesine yol açar. İmam Buhârî (810-870) ve Müslim bin Haccâc (821-875) tarafından rivayet edilen hadislerden birinde, "Bu suretleri yapanlar kıyamet gününde azaba uğratılacaklardır. Onlara: 'Yaptıklarınıza can verin bakalım!' denilecektir" ifadesi yer almaktadır.
Hadisler ve Kâbe'deki Meryem tasviri
Bu gelişmeye karşılık, hemen hemen aynı tarihlerde yaşayan "Ahbâru Mekke / Mekke Tarihi" yazarı Ebü'l-Velîd el-Ezrakî (-864), Hz. Peygamber'in 11 Ocak 630 tarihinde Mekke'nin fethinden sonra Kâbe'yi ziyareti sırasında duvarları süsleyen resimlerle karşılaştığını ve elini, çocuk İsa'yı Meryem'in dizinde oturmuş gösteren resmin üzerine koyarak: "Elimin altındaki müstesna, bütün resimleri siliniz" emrini verdiğini söyler.
Ezrakî, bu resmin uzunca bir süre muhafaza edildiğini de aktarır. Buhârî, Müslim ve Ezrakî hemen hemen aynı dönemlerde yaşamışlardır. Bu konuda hadisler bulunduğunu söyleyenler ile Hz. Peygamber'in bir resmi koruma altına aldığına ilişkin bu açıklamayı nasıl anlamak gerekir
Osmanlı dünyasında resim
Ezrakî'nin bu açıklamasına karşın, hadisler İslâm toplumunda yer bularak, Musevilikte yasak olan, Hristiyanlıkta ise bir dönem yasaklanıp daha sonra serbest bırakılan resmin, İslâm yasağı olarak tanınmasına ve değerlendirilmesine yol açar. Erken dönemde Emevî, daha sonra Abbasî saraylarında, daha sonraki dönemde ise özellikle İran saraylarında (Âli Kapı, Çehel Sütun ve Heşt Beheşt) duvar resimleri nasıl olup da kendine yer bulabilmiştir Hoca Sâdeddin Efendi, Yavuz Sultan Selim'e, deniz kıyısında Sultan Selim Köşkü adıyla anılmakta olan bir köşkün yapımı sırasında Fatih Sultan Mehmed'in bir resmini kendisine getirdiklerini anlatır. Padişah resme bakarak: "Merhum bizi çocuk iken mübarek dizleri üstüne almıştır. Şerefli yüzleri hâlâ hayalimdedir. Doğan burunlu idiler. Bu ressam tamamca benzetememiş demişlerdi." diyerek Fatih Sultan Mehmed'in bir portresinden bahseder.

15