İstanbul'un en eski anıtlarından biri, Argonaut efsanelerinden Roma tarihine uzanan bir hikâyeye sahip. Buna rağmen bugün neredeyse hiç kimse Öreke Taşı'nın varlığından haberdar değil...
Çok uzun zamandır bu şehrin kültür turizmi yapabilmesi için geçmişine ait çok sayıda hikâyeye sahip olduğundan söz etmekteyim. Bugün sizlere çok azımızın farkında olduğu bir anıttan söz etmek istiyorum.
Argonautlar ve Altın Post
Mitolojide anlatılan efsanelerden biri, Iason'un liderliğinde Argonautların Kolkhis'e "Altın Post" aramaya gidişini anlatır. Oldukça karmaşık olan bu efsane, Odysseia'nın ortaya çıkışından da eskidir. Argonautlar, Iason'un sefer arkadaşlarına verilen addır. Bu ad, kahramanları taşıyan ve "Hızlı" anlamına gelen "Argo" adlı gemiden türetilmiştir. İsmin aynı zamanda söz konusu tekneyi inşa eden "Argos" adındaki bir kişiden gelmiş olabileceği de düşünülmektedir.
Çarpışan Kayalar: Symplegades
Sefere çıkan geminin Karadeniz'e çıkmadan önce "Symplegades" adı verilen çarpışan kayalardan geçmesi gerektiği anlatılır. Mavi Kayalar olarak da bilinen iki kaya, aralarından bir gemi geçtiğinde yerlerinden oynar, birleşerek kapanır ve aralarında ne varsa paramparça edermiş. Danıştıkları kâhin, Argonautlara şöyle bir deneme yapmalarını salık verir: Kayalar arasından bir güvercin uçuracaklar; güvercin geçebilirse arkasından geçmeye çalışacaklar, geçemezse vazgeçip geri döneceklerdir.
Iason bu öğüdü dener. Uçurduğu güvercin ancak kuyruğundan birkaç tüyünü yitirerek kayalar arasından geçer. Bunun üzerine Argo gemisi Symplegades'in arasına girer ve kuş gibi, pupasından biraz zedelenerek geçmeyi başarır. Bundan böyle Çarpışan Kayalar'ın çarpışmaktan vazgeçtikleri ve yerlerine sabitlendikleri anlatılır.
Kyaneia Adaları
Muhtemelen bu söylencenin etkisi altında kalan Kyaneia Adaları'ndan hem Herodotos hem de Strabon yüzen adalar olarak söz eder. Her iki yazar da bu adaların biri Rumeli Yakası'nda, diğeri Anadolu Yakası'nda olmak üzere iki tane olduğunu belirtir. Strabon, iki ada arasının yirmi stadion (yaklaşık dört kilometre) olduğunu bildirir.
Dionysios Byzantios, II. yüzyılın ortalarında kaleme aldığı "Anaplous Bosporou / Boğaziçi'nde Bir Gezinti" adlı eserinde söz konusu kayalıkları şu sözlerle anlatır: "Dotina Kayası'ndan sonra, açık denizle sahil arasında yer alan Kyaneai kayalarına paralel Paneion adı verilen burun gelir. Paneion Burnu'nun sonunda, karadan kısa mesafe ile ayrılmış, Karadeniz'in sınırı olan küçük adalar vardır. Deniz burada sığ olduğundan, ancak çok hafif ve çok küçük gemiler ilerleyebilir. Ya çok biçimli şeklinden ya da denizin aşındırmasından dolayı, peygamber çiçeğine benzeyen Kyaneai adacıkları burada yükselir ve deniz üstüne çıkarlar. Kyaneai'de Romalılar tarafından dikilmiş bir Apollon sunağı vardır."
Darius ve Karadeniz manzarası
Kyaneia Adaları'nın hikâyesi yalnızca bu anlatıyla sınırlı değildir. Ahameniş İmparatoru I. Darius (MÖ 550-486), MÖ 513 yılında çıktığı İskit Seferi sırasında üzerine köprü kurdurduğu Bosphoros / Boğaziçi'ne gelir. Khalkhedon / Kadıköy'de bulunduğu sırada bir gemiye binerek Kyaneia Adaları'na gider ve burada bulunan kutsal duvarların üzerine oturup Pontus Euxeinos / Karadeniz'in doyulmaz güzelliklerini seyretmeye koyulur.
Herodotos'un aktardığına göre bir dönem bu adanın üzerinde bir kutsal alan ve bu alanı çevreleyen duvarlar bulunmaktaydı. Bu kutsal alanın ne zaman ve nasıl ortadan kalktığı bilinmez; ayrıca Herodotos dışında hiçbir yazar burada bir kutsal alanın varlığından söz etmez.
Kanlıkaya ve Öreke Taşı
Bizim kaynaklarımızda Rumeli Feneri önündeki koyda görülen bu kayalar "Kanlıkaya" ve "Öreke Taşı" olarak anılır. Öreke Taşı üzerinde Roma döneminden kalma bir Apollon Sunağı bulunduğunu daha II. yüzyılda Dionysios Byzantios belirtmektedir.
Sütunun son tanıkları
1678-1680 yılları arasında bölgeyi gezen Cornelius de Bruyn, sütundan geriye kalan kalıntıları inceler ve o dönemde sütunun yüksekliğinin yaklaşık dört metre olduğunu, Korint tarzında bir başlığa sahip bulunduğunu belirtir. Söz konusu sütun, Romalı komutan Pompeius adına MÖ 65 yılında Pontus Kralı Mithridates'le yapılan savaşta ölenlerin anısına dikilmiştir.
Bruyn'ın okuduğunu belirttiği yazı ise şöyledir:
"Caesar Augustus'a
Claudius ailesinden,
Karadenizli Lucius oğlu
Lucius Clannidius tarafından dikilmiştir."
Günümüze kalan parça
Bu açıklama her ne kadar sütunun savaş sırasında ölen askerlerin anısına dikildiğini ileri sürse de söz konusu sütunun Karadeniz'e çıkış kapısı olarak bilinen Kyaneia Adası üzerine dikilmiş olması Roma'nın Karadeniz üzerindeki hâkimiyetini pekiştirme amacı taşıdığını düşündürmektedir. 1801 yılında ülkemizi ziyaret eden bir Amerikan gemisinin denizcileri tarafından tahrip edildiği söylenen anıtın küçük bir bölümü ise günümüzde hâlâ varlığını sürdürmektedir.
"Rüzgâr Karadeniz'den aşağı doğru esti ve dalga
Mavi Symplegades üzerinde köpürerek kırıldı." Lord Byron
Merak ederim: Acaba hangi ülkenin ve hangi şehrin böylesine güçlü bir hikâyesi olan bir anıtı vardır da o şehirde yaşayanların neredeyse hiçbiri bundan haberdar değildir Lord Byron'un kitabına konu olmuş bu anıt bugün neredeyse unutulmuş durumdadır. İstanbul Kültür Envanteri'ne baktım; karşıma tek satırlık bir açıklama çıktı: "Öreke Taşı olarak da bilinir." Buna da şükür; hiç kayda geçirilmemiş de olabilirdi.

5