Ne diyordu Rabbimiz Âl-i İmran Suresi 160. ayeti celilesinde:
"Allah size yardım ederse artık hiç kimse sizi yenemez! Ama ya O, sizi terk ederse size kim yardım edebilir O halde Müminler Allah'a güvensinler!"
Bu ilahi mesaj, hayatımızın her safhasında, her yerde ve her şeyde başarımızın; sadece Allah'ın (cc) yardımına bağlı olduğu gerçeğini zihnimize kazımaktayken şu halimize bakın
Neden Ümmet bu halde
İslam dünyası kolektif akıldan kaçarak; meşvereti, şûrayı, birliği, dirliği, ahlakı, edebi, vefayı vs terkettiğinden olmasın
Kur'an-ı Kerim'in surelerinden birine ad olan Şûra Suresi özünde bir istişare ve danışma manifestosu değil mi Bilmediğini ya da emin olmadığını ehline sorma düsturu değil mi
İstişare; kollektif aklı harekete geçirmek ve kıyamete kadar sürecek olan o nebevi yöntemi diri tutmak değil mi
Bize böyle öğretilmedi mi
İlahi mesaj ve Sünneti Nebi bunun olmazsa olmaz prensipleriyle dolu değil mi
Bugün karşılaştığımız küresel ve yerel krizlerin, tıkanıklıkların çözümü Resulullah'ın (sav) fiili uygulamalarında değil mi
Merhamette!
İstişarede!
Kardeşlikte!
Şûra'ya tâbi olmakta, Vefa'da değil mi
Edeb'te, ahlakta değil mi
Efendimiz (sav) gençlerin enerjisini her daim onlara kulak vererek, "Sahib'ul Üzun- Kulak veren" olarak, diri tutmadı mı
Hendek Harbi'nde Selman-ı Farisi'nin (ra) stratejik aklından faydalanarak ehline daim sormadı mı
Hudeybiye Günü ortaya çıkan krizin çözümü Ümmü Seleme (r.anha) annemizin ferasetinde ve tavsiyesinde kendini bulmadı mı
"Onların işleri aralarında istişare iledir" ilahi emriyle, "İstişare eden aldanmaz" Hadis-i Şerif'i bugünün idarecilerinin ve toplumunun pusulası olmalı değil midir
Ailede anne baba, ticarette ortaklar, bürokraside yöneticiler hep istişare etmeli değiller midir
Gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın tecrübesi istişare masasında birleşmediği müddetçe, ne ailede ne de devlette krizler yönetilebilir mi
Sevgi ve saygı ayarının bozulduğu aileler yıkılmaya, toplumlar yok olmaya, güç ve iktidarlar ise erimeye mahkûm değil midir
Sevgi varsa kıymet, saygı varsa aidiyet vardır!
Sevginin ve saygının zirvesi Allah'a olan kulluktur; bunun en somut nişanesi ise O'nun emir ve yasaklarına riayet etmektir.
Eğer dünya malını, makamları ve dünyevi gücü İslam'dan ve insani değerlerden daha çok severek nefislerimize esir düşersek, manevi bir mağlubiyeti peşinen kabul etmişiz demektir.
Tevbe Suresi 24. ayette Rabbimiz bizleri; "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz alışverişler, hoşunuza gitmekte olan meskenler, size Allah'tan ve O'nun Peygamber'inden, Allah yolunda cihaddan daha sevgili iseler, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin..." diyerek uyarmadı mı
"Dünyayı kalbe, dini cebe koyan" toplumlar içeriden çürür ve yalnızlaşır. Bugün modern şehir hayatında insanın insandan kaçıp yalnızlığını evindeki hayvanlarla dindirmeye çalışmasının arkasında da bu sevgi ayarsızlığı yatmaktadır.
Kediler, köpekler neredeyse insan nüfusuna ulaşmadı mı
Sevgi ayarımız bozulunca anaya-babaya, eşe-evlada, dosta-kardeşe yönelecek sevgi; vefa bulamayınca yörüngesini kaybetmedi mi
Netice olarak; Allah ile kul arasındaki manevi köprüleri kuramayan, ruhun ince ayarını sağlayamayanlar, sadece maddi alandaki ilerlemelerle ayakta durmayı asla başaramazlar. Maddi kalkınma ile birlikte, hatta ondan daha önce manevi kalkınma hamlesini gerçekleştirmek mecburiyettir.
Bu sorumlulukları yerine getirirken fertten aileye oradan topluma hayatın her katmanında vefasızlık ve çok sadakatsizlik (dostu uzaklaştırıp düşmanı yakınlaştırmak) tuzaklarına karşı da uyanık olmalıyız.

32