Göremedikçe büyüyen tehlike: Akran zorbalığı

Sevgili Hürriyet okurları... Bu hafta konumuz akran zorbalığı, konuğum ise Uzman Klinik Psikolog Neslihan Akdoğan. Kendisiyle son dönemde yaşanan olaylar ışığında bu önemli konuyu konuştuk. Uzman gözüyle önemli tespit ve tavsiyelerde bulundu...

Kimi yaralar ardında morluk bırakmaz, ancak izleri bir ömür boyu ruhun derinliklerinde taşınır. Son dönemde dijital dünyanın da etkisiyle giderek daha görünür hale gelen akran zorbalığı, tam da bu türden görünmez yaralar açan toplumsal bir sorundur. Sosyal medyada tanıklık ettiğimiz her bir video, her bir paylaşım, çocukların ve gençlerin dünyasında kelimelerin, dışlamanın ve alayın ne denli yıkıcı olabileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Basit bir "şaka" olarak nitelendirilen bir davranışın, bir çocuğun benlik saygısını nasıl erozyona uğratabildiğini ve gelecekteki sosyal ilişkilerini nasıl şekillendirebildiğini anlamak, bu sorunla mücadelenin ilk adımıdır.

Haberin Devamı

Neslihan Akdoğan

ZORBALIĞIN ÇOK YÖNLÜ ETKİLERİ: MAĞDUR, ZORBA VE İZLEYİCİ

Akran zorbalığı, yalnızca zorbalığa maruz kalan çocuğu değil, aynı zamanda zorbalığı uygulayanı ve bu duruma tanıklık eden diğer çocukları da derinden etkileyen karmaşık bir dinamiktir. Zorbalığa uğrayan çocuklarda genellikle içe kapanma, okula gitme isteksizliği, akademik başarıda düşüş, kaygı ve depresyon gibi belirtiler gözlemlenir. Bu çocuklar, yaşadıkları durumu adlandırmakta güçlük çekebilir ve "sorunun kendilerinde olduğu" hissine kapılabilirler. Bu sessiz yardım çığlığını duyabilmek, ebeveynler ve eğitimciler için kritik bir önem taşır. Madalyonun diğer yüzünde ise zorbalık davranışını sergileyen çocuk bulunur. Bu davranışın ardında genellikle dikkat çekme, kabul görme ihtiyacı, evde yaşanan sorunlar veya empati eksikliği gibi farklı nedenler yatar. Zorbalığı bir güç gösterisi olarak kullanan çocuk da aslında kendi içsel çatışmalarının bir yansımasını dışa vurmaktadır. Bu nedenle, zorbalıkla mücadelede sadece mağdura odaklanmak, sorunun kökenini göz ardı etmek anlamına gelir. Bu denklemin üçüncü ve genellikle ihmal edilen unsuru ise izleyicilerdir. Zorbalığa tanıklık eden ancak sessiz kalan çocuklar, suçluluk, korku ve çaresizlik gibi duygular yaşayabilirler. Onların sessizliği, zorbalığın dolaylı olarak onaylanması anlamına gelebilir ve bu durum, okul iklimini zehirleyen bir etki yaratır.

Haberin Devamı

AİLE VE OKULUN ROLÜ: GÜVENLİ LİMANLAR İNŞA ETMEK

Zorbalıkla mücadelenin temel taşı, aile içinde ve okulda kurulacak güvenli iletişim köprüleridir. Ebeveynlerin, çocuklarının yalnızca anlattıklarına değil, anlatamadıklarına da kulak vermesi, davranışlarındaki en ufak değişimleri dahi önemsemesi gerekir. "Abartma" veya "takma kafana" gibi geçiştirici tepkiler yerine, çocuğun duygusunu anladığını ve ona değer verdiğini hissettiren bir yaklaşım, onun kendini açmasını ve yardım istemesini kolaylaştırır. Okullar ise yalnızca akademik bilginin aktarıldığı mekânlar değil, aynı zamanda karakterin ve sosyal becerilerin şekillendiği en önemli yaşam alanlarıdır. Öğretmenlerin, sınıftaki sosyal dinamikleri dikkatle gözlemlemesi, yalnız kalan veya dışlanan çocukları fark etmesi ve proaktif bir şekilde müdahale etmesi büyük önem taşır. Okul yönetimi, veliler ve öğretmenlerin iş birliği içinde yürüteceği bütüncül bir zorbalıkla mücadele programı, bu sorunun çözümünde en etkili yöntemdir.

Haberin Devamı

Ailenin sorumlulukları: