Yapay zekâ, robotlar ve özgürlük

Yapay zekâ ve robot teknolojilerindeki gelişmeler inanılmaz boyutlara ulaştı. Peki bu ilerleme bize ne getirecek Çevremizdeki savaşlar, klasik savaş anlayışının da köklü bir değişime uğradığını gösteriyor. Bugün savaşlar yalnızca insan gücü, tanklar ve uçaklar üzerinden değil; insansız sistemler, algoritmalar, sensör ağları ve otonom karar mekanizmaları üzerinden de tartışılıyor.

Geçenlerde bir yazımda da belirttiğim gibi, teknolojideki gelişmelerin bize özgürlük getirmekten çok, birey olma kabiliyetimize darbe vurduğunu düşünüyorum. Dünyanın gördüğü ve belki de göreceği, özgürlüğü görece tatmış son neslin, benim gibi 50'sini geçmiş insanlardan oluştuğu, acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Elbette bu şahsi kanaatim.

Modern iktidar anlayışının bize gösterdiği bir şey var: Özgürlük yalnızca açık baskı yoluyla ortadan kalkmaz. İnsan davranışlarının giderek daha ayrıntılı biçimde gözlemlenmesi, kaydedilmesi ve yönlendirilmesi de özgürlük alanını daraltabilir.

Bazen derslerimde espriyle, "Eski çağların insanları hepimizden daha özgürdü," diyerek söze başlarım. Aslında bu sözümde ciddi bir gerçeklik payı var. Geçmişin hiçbir döneminde hükümranlar, kaba güçlerinin yarattığı fırtınalar dışında, bugünkü kadar insan hayatının her alanı üzerinde muktedir olamadılar.

Sıradan insanın devletle doğrudan yüzleşmesi oldukça sınırlıydı ve hayatı boyunca devletle neredeyse hiç karşılaşmadan bu dünyadan göçüp gidebiliyordu.

Modern iktidarın ve dijital çağın farkı da burada başlıyor. Eskiden insan, dünyanın büyük bölümünden uzak kalabiliyordu. Bugün ise yalnızca yasaklanmıyor veya cezalandırılmıyor; aynı zamanda gözlemleniyor, kayıt altına alınıyor, sınıflandırılıyor ve giderek daha fazla ölçülüyor. İnsanlar da ister istemez, çoğu zaman farkında bile olmadan, kendilerini bu sistemlerin beklentilerine göre şekillendiriyor. Dahası, vereceğimiz tepkiler dahi belirleniyor ve bütün bunlar, sanki kendi irademizmiş gibi bize sunuluyor.

Bugün, savaşın bittiğinden habersiz olarak uzak bir adada yıllar geçiren Japon askerleri gibi bir hayat yaşama şansınız neredeyse yok.

20. yüzyılda yükselen ve uğruna mücadele edilen liberal değerler bugün adeta "tukaka" ilan ediliyor. Özgürlük, adalet ve eşitlik idealleri yerini bambaşka önceliklere bırakmış durumda. Günümüz insanının güvenlik, konfor, tüketim ve sürekli haz uğruna özgürlüklerinden ne kadar kolay vazgeçmeye hazır olduğunu dehşetle izliyoruz.

Sanal dünya, haz ve heyecanı her şeyin önüne koyan yeni bir ahlak anlayışı doğurmuş durumda. Dünün dünyasında insanlar, az ya da çok, başkalarının dertleriyle ilgilenirken; bugün yetişen neslin daha benmerkezci bir anlayışa yöneldiğini görüyoruz.

Ancak bu, bireyi merkeze alan ve özgürlüğü önceleyen bir bireycilik değil. Tersine, birtakım dünyevi istek ve arzulara ne pahasına olursa olsun sahip olmak isteyen; ancak bunlara ulaşmak için emek harcamaya, bedel ödemeye ve sorumluluk üstlenmeye de yanaşmayan bir anlayış. Tüketim hastası bu birey, isteklerine ulaşamadığında ise yaşadığı hayal kırıklığının sınırı yok.

Diğer taraftan teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki yakın gelecekte hayatlarımızı, filmlerden aşina olduğumuz ev hizmeti yapan robotlarla paylaşmamız hiç de uzak bir ihtimal değil. Pek çok meslek robotlar tarafından yapılacak ve insan gücüne, en azından bugünkü ölçekte, ihtiyaç duyulmayacak.

Belki de burada asıl soru, "Robotlar bütün işleri elimizden alacak mı" sorusu değil. Daha önemli soru şu: İnsan emeğine duyulan ihtiyaç azaldığında, ekonomik sistem insanları nasıl yaşatacak İnsan emeğinin ekonomik önemini büyük ölçüde yitirdiği bir dünyada, insanın değeri ne üzerinden tanımlanacak

Dünya muhtemelen kara ütopya filmlerindeki gibi, bir tarafta teknolojinin zirvesinde yaşayanların bulunduğu merkezler, diğer tarafta ise eski dünyanın geri kalmışlığını yaşayan gettolarla dolacak. Geçen yıla kadar, teknoloji yarışında geri kalan ülkeler için tarım ve hayvancılığın daha önemli hâle gelebileceğini düşünüyordum. Ancak gelinen nokta, bu öngörümün büyük ölçüde yanlış olduğunu gösteriyor.