Bizim yaş grubunun en büyük travmalarından birisi enflasyon canavarı idi. Fiyatlardaki yükselişin bir türlü durdurulamadığı, paranın her gün değer kaybettiği yıllar. Gazetelerde de bol bol enflasyon canavarı ile ilgili karikatürler olurdu. İnsanların çoğu ev, araba alabilmek için emekli ikramiyesi beklerdi, maalesef şimdi o da yok.
Üniversiteye başladığımda Ankara-Kırıkkale arasını neredeyse günlük yol yapmıştık ama birkaç ay sonra otobüs biletleri 3-4 haneli rakamlardan 5-6 hanelere fırladığı için hafta sonlarını bekler olmuştuk.
Bugün içinden geçtiğimiz enflasyonist ortam o yıllara benziyor ama arada birkaç fark var. Bugün enflasyon ile ilgili kimse ne espri yapabiliyor ne de imada bulunabiliyor. Zamlara da artık "yeniden değerleme" demeyi öğrendik.
Enflasyonun ana sebepleri bir kenara, ben bugün başka bir sebepten, en az hükümetin yanlışları kadar hayatımızı çekilmez hale getiren bir durumdan bahsedeceğim.
Türkiye kâğıt üzerinde %99'u Müslüman bir ülke ama nedense ahlakımız çoğu yerde yerlerde sürünüyor.
Nedense tali konularda kavga etmeyi ana mevzulara göre tercih ediyoruz. Ahlak denilince çoğunluğun aklına sadece uçkur geliyor ancak akşam kuşağı programlarını izlediğimizde o konuda da maşallahımız olduğu görülüyor. Şikâyetlerimiz bile çoğu kez ahlaksız. Geçenlerde TV'de Cumhurbaşkanı'na torpilden şikâyet eden bir vatandaş torpil yapılmasından değil "partili olarak" kendisinin kayrılmamasından şikayet ediyordu.
Bunlar belki bizi aşan sorunlar ama aşmayanlarda var. Uzun süredir Türkiye'de fiyatlar sebepli sebepsiz sürekli artıyor. 1 Ocak itibarıyla de hemen her türlü ürüne zam geldi. Halbuki enflasyon dediğimiz şey zaten yıl içinde fiyatların değişmesi değil mi Bir yıldır hemen her ürüne zaten fazlası ile zam gelmişken, 1 Ocak zamları ne anlama geliyor.
"Efendim işçi ücretleri zamlandı. Vergiler arttı. Akaryakıt, elektrik zamlandı…"
İyi de çalışanların ücreti enflasyon karşısında daha baştan erirken ve enflasyon artarken hemen hiçbir patron işçisine fazladan bir zam pardon yeniden değerleme yapmadı.
Hiç unutmuyorum. Lise yıllarımda Ankara'da olmamıza rağmen doğru düzgün televizyon seyredemediğimiz için uydu anteni ve alıcısı alabilmek -tabi biraz da okul harçlığı çıkarmak- için amcamın yanında amelelik yapmıştım. Cihazlar için ayırdığım 10 yevmiyem içerde kalmış ve o yevmiyemi de bir türlü alamamıştım. Hiç unutamam altı ay sonra ücretimi aldığımda benim 10 yevmiyem o günün parası ile 3 yevmiye seviyesine düşmüştü. Amele ücretleri 3 milyondan 10 milyona çıkarken uydu alıcının fiyatı da 60 milyona dayanmıştı.
Bu nedenle ortadaki garabeti sadece hükümetin yanlış politikalarına bağlamak doğru görünmüyor. Burada çok derin bir AHLAK, daha doğrusu AHLAKSIZLIK sorunu da var.
Bugün Türkiye'de fiyatlar, hiçbir ahlaki sınır tanımaksızın bozulan fiyat algısını kullanarak aklımızla dalga geçen, serbest piyasayı da bir çeşit soygun yeri olarak gören fırsatçılar tarafından manipüle ediliyor. Enflasyon canavarı ile yaşadığımız geçmiş dönemle bugün arasındaki temel fark sanki bu.
Devlet de patronlar da el birliği ile vatandaşın gırtlağına çökmüş durumda.
Çok fazla göz önünde olduğu için hizmet sektöründe bu soygun daha net görünüyor. Bugün ortalama bir mekânda 100 gram et dönere 350-600 TL, içinde ne kadar kıyma olduğu belirsiz lahmacuna 150-250 TL istenebiliyor. Paketli ürünlerde ise sahtekarlık daha büyük, gramajlar ve içeriklerle oynanarak fiyat sabitmiş algısı üretiliyor. Fındıklı denilen bazı üründeki fındık miktarı %1, yazı ile sadece yüzde bir…

21