Yazar, 23 Nisan'ı, TBMM'nin tahayyül edilen andan çok daha köklü bir temsil geleneğinin devamı olarak sunuyor ve Senedi İttifak'tan başlayarak bu mirası anlatıyor. TBMM'nin meşruiyeti bu tarihsel derinlikten geldiğini vurguluyor çünkü güncel anlatılarda bu bağlantı kopmuş, meclis sembol haline dönmüştür. Oysa Türk Tipi Başkanlık sistemi ile birlikte meclisin etkinliği kaybolmuşken, siyasi partilerden hiçbiri bu gerçeği kabullenip yeni bir talep oluşturmaya çalışmıyor—bu değişimin farkında olmamak ne denli tehlikeli olabilir?
Yarın 23 Nisan ve Büyük Millet Meclisi'nin 106. açılış yıldönümünü Urfa ve Maraş'ta yaşanan acılar nedeniyle biraz buruk da olsa bir kere daha hatırlayacağız. Ve gene semboller üzerinden sert kavgalar edeceğiz. Herkesin kendi Atatürk'ü olduğu gibi kendi Meclis anlatısı var...
Peki bu meclis gökten mi inmişti
Elbette ki gökten inmedi ve geçmişi çok daha eskilere dayanmaktaydı. Zaten 1920'de bir cuma günü kurbanlar, dualar, tekbirler ve Kuran'ı Kerim eşliğinde açılan meclisin kendisi de "bir ilk olduğunu değil, işgalciler tarafından kapatılan son Osmanlı Mebusan Meclisi'nin devamı" olduğunu ilan etmişti.
İstanbul işgal altındaydı ve millet iradesi susturulmuştu...
Ama bugün ülkemizde -tarihi 19 Mayıs 1919'dan başlatmayı sevenlerin nutuklarında- sanırsınız ki bu topraklarda halk iradesine dayanan ilk meclis 23 Nisan 1920'de kendiliğinden ortaya çıktı.
Atatürk ve silah arkadaşları Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy vd. şapkadan tavşan çıkardılar.
Şerif Mardin'in söylediği gibi kökleri Senedi İttifak'a kadar götürülebilecek olan Osmanlı modernleşmesi zaten merkez ile toplum arasında yeni bir temsil ilişkisi kurma çabasının tarihidir.
Bugün maalesef aklı başında insanlara bile TBMM'nin gökten zembille inmediğini anlatmakta zorlanabilirsiniz. İşgallerin olduğu bir ortamda nasıl oldu da Ankara'da bir meclisin toplanması çağrısı toplumda karşılık buldu Nasıl oldu da Anadolu'nun dört bir yanında peş peşe kongreler yapılabildi
Halkın en azından aydınların, kanaat önderlerinin, eşraf takımının vd.'nin yönetime az çok katılma alışkanlığı olmasa bu çağrılar karşılık bulabilir miydi
Türkiye'de demokratikleşme tarihini çalışan hemen herkes, miladı Tanzimat Fermanı (1839) sayar ve neredeyse hiç kimse Sened-i İttifak'ı (1808) atlamaz. Çünkü Halil İnalcık'ın ifadesiyle bu belge Osmanlı tarihinde merkez ile yerel güçler arasında yapılmış ilk siyasal uzlaşma metinlerinden biridir.
Tanzimat ise taşra sistemini yeniden düzenledi. Vilayet, sancak, kaza ve nahiye sisteminin içine seçilmiş yerel unsurlar sokuldu. Köy ve mahallelerin yönetimi seçilmiş muhtarlara bırakıldı. 1864 Vilayet Nizamnamesi ile kurulan meclislerde Müslümanlarla birlikte gayrimüslimlerin de temsili zorunlu hale getirildi. Bunlar, imparatorluk tarihinde küçümsenecek adımlar değildi.
Ama anlatılarda bunlar yok.
Her ne kadar İlber Ortaylı bu meclislerin çoğu yerde sınırlı etkide kaldığını söylese de ortada bir gerçek var: Osmanlı toplumu temsil fikriyle 1920'den çok önce tanışmıştı.
1876'daki I. Meşrutiyet ve ilk Osmanlı Mebusan Meclisi deneyimi kısa sürse de Osmanlı aydınlarını derinden etkiledi. Nitekim bu deneyim daha sonra II. Meşrutiyet'in fikrî temelini oluşturdu.
Üstelik II. Meşrutiyet döneminde atlatılan büyük badirelere rağmen ve İttihatçılar iktidarı tamamen ele geçirdiklerinde bile tüm baskıcılıklarına rağmen seçimlere engel olmayı ve muhalefeti tamamen ortadan kaldırmayı -savaş şartlarında bile- akıllarından geçirmemişlerdi. Erik Jan Zürcher'in ifadesiyle bu dönem Osmanlı siyasi hayatında rekabetçi siyasetin ilk gerçek laboratuvarıdır.
Ama ardılları Kemalist kadrolar ilk fırsatta bunu yaptılar ve 23 Nisan 1920'nin renkli meclisi tek renkli bir hal aldı. Takrir-i Sükûn Kanunu ile muhalefetin kapısına kilit vurulurken, 1925-45 arası tek parti rejimi kuruldu.
Ve böylece filizlenen demokrasinin can damarı kesildi. İlginçtir bugün demokrasi aşığı görünen pek çok kişi de bu kapatmanın gerekli olduğu görüşünde. Onlara kalsa Türk halkı bugün bile demokrasiye hazır değil ve bu kanaat maalesef bugün açıktan itiraf edilmese ve farklı gerekçelere dayansa da iktidara yakın bazı çevrelerde de egemen.

23