Bu yazımı yaklaşık iki aylık bir ihmali ikmal etme arzusu ile yazmaya niyet ettim. İnşaallah niyet hayır, akıbet hayrolsun.
Üstad Hazretleri, istikametin tarifinde şecaati başa alarak, istikameti: "Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan adl ve adalete işarettir." 1 şeklinde tarif ediyor.
Zira, bu sıfat veya meziyet olmasa hiçbir peygamber görev yapamazdı. O cihanşümul hakikatleri zalimlere rağmen kim âleme ilân edecekti Üstad, şeriatların zalimlerin zulmüne son verilmek üzere gönderildiğini vurgular. Yani Musa (as) Firavun'a, İbrahim (as) Nemrud'a ve Fahr-i Cihan Efendimiz (asm), Kureyş ileri gelenleri olan Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi zalimlere nasıl karşı çıkıp da İslâm'ın güneş misal üflemekle sönmeyen, gündüz misal göz kapamakla gece olmayan hakikatlerini insanlığa ilân edecekti
Ve Hz. Ömer, "Kaç kişi olduk ya Resulallah" deyince, "Seninle kırk" cevabını alıp, "O halde ne duruyoruz, artık açıktan Allah'a (cc) kulluk edelim." diyebilecekti Yani bu şecaat meziyeti olmasa, hiçbir hakikat hedefine ulaşamayacak ve Hz. Ömer'in o sözleri tebliğ olarak milat olmayacaktı.
Meğer ki bu şecaat ve cesaret ne büyük bir nimet ve meziyetmiş. Ancak meziyet ve neticelerini tadad edince anlayabiliyoruz.
Hele bir de tarihe bakalım; eğer o şecaat olmasa Hz. Ali, bin kişiye denk sayılan Amr'ı nasıl yere serecek ve on kişinin kaldıramadığı o Hayber kale kapısını yerinden söküp kalkan gibi kullanarak Yahudîleri mağlup edecekti
Tarık bin Ziyad İspanya'ya geçemez, Fatih Bizans surlarını parçalayıp çağ açıp çağ kapatamaz ve Yavuz, pasif olan babası II. Bayezid'in karşısına çıkarak Şah İsmail'i, Kölemenleri ve Memlûkleri mağlup edip hem Ehl-i Sünnet'i kurtarıp Osmanlı topraklarını üçe beşe katlayamazdı.

9