En büyük farz vazife-3- Çare: Tesanüd-ü imanî

Bugün öyle ittifaklara ihtiyaç vardır ki bizi Amerika ve Avrupa karşısındaki zilletlerden kurtarsın.

Âlem-i İslâm bir asrı aşkın zamandır bu dağınıklığın bedelini ödemektedir. Kim bu zilletin izalesine vesile olursa, her iki dünyasını da mamur eder.

Gazze'de yaşanan vahşet karşısında vicdanlar sızlıyor. Hatta gayrimüslimler bile tepki gösterirken, Müslümanların bir kısmının sessiz kalması insanı derinden yaralıyor.

Merhum Mehmet Âkif'in şu mısraları sanki bugünü anlatıyor:

"His yok, heyecan yok; leş mi kesildin Hayret veriyorsun bana; sen böyle değildin."

Fakat bu muammanın sırrını başka bir ibretli hadise ile de anladık.

İran hadisesinde saldırıya uğrayan yerlerin Amerika yerine bazı İslâm ülkeleri olması ilk bakışta şaşırtıcı görünüyordu. Sonra anlaşıldı ki güvenliklerini Amerika'ya devrettikleri için kendi toprakları üs olarak kullanılmıştı.

Ne acı bir tablo!

Demek ki Amerika onları korumamış, aksine adeta kalkan olarak kullanmıştır.

Bu zillet hiçbir Müslüman'a yakışmaz.

Bunun sebebi açıktır: ABD vardır; fakat İslâm dünyasının müşterek bir birlik yapısı yoktur.

İşte Üstad bu hakikati şöyle ifade eder:

"Ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüdden hâsıl olan bir deha ile âlem-i İslâmı eziyor. Onun çaresi; ehl-i hak tarafından dahi bir şahs-ı manevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı manevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza etmektir." (Yirminci Lem'a)

Doğru kullanılırsa Mekke Sözleşmesi Üstad'ın işaret ettiği tesanüd-ü imanî açısından bir fırsat olabilir.

ünkü başka çare görünmüyor: Ya bütün insanlar Müslüman olacak yahut ittihad-ı İslâm gerçekleşecektir.