Bir toplumun gerçek sınavı kriz zamanlarında değil, karakter zamanlarında ortaya çıkar. Çünkü kriz geçer, ama karakter kalır. Bugün etrafımıza baktığımızda en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu: "Bu ülkede artık doğrulukla bir yere varılmaz." İşte asıl tehlike tam da bu düşüncenin yayılmasıdır.
Doğru olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Ama bugün sanki doğruluk bir meziyet değil, bir zayıflık gibi gösterilmeye çalışılıyor. Dürüst olan "saf", kurallara uyan "beceriksiz", haksızlığa itiraz eden ise "uyumsuz" ilan ediliyor. Böyle bir ortamda eğrilik cesaret bulur, doğruluk ise yalnızlaşır.
Oysa bir toplumun ayakta kalması büyük nutuklarla değil, küçük ama sağlam duruşlarla mümkündür. İşini düzgün yapan bir işçi, hakkı gözeten bir yönetici, torpile başvurmayan bir genç… Bunlar görünmez ama hayati sütunlardır. Bu sütunlar çatladığında ise en güçlü görünen yapılar bile sarsılmaya başlar.
Bugün yaşanan pek çok sorunun arkasında sadece yanlış yapanlar değil, yanlış karşısında susanlar da vardır. Çünkü haksızlık bazen güçlü olduğu için değil, karşısında yeterince güçlü bir duruş olmadığı için büyür.
Toplumlar eğrilikle değil, doğruların geri çekilmesiyle zayıflar. Eğer doğru olanlar "bana ne" demeye başlarsa, yanlış olanlar hızla boşluğu doldurur. İşte o zaman güven sarsılır, adalet zedelenir ve insanlar birbirine kuşkuyla bakmaya başlar.

14