Siyonist İsrail'in yerleşimcilik suçları

İsrail'in Filistin'de ve Lübnan'da işlediği suçlarla ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların bir kısmı uluslararası mahkemelere taşındı. Siyonistlerin suçlarıyla ilgili hazırlanan raporlar da dikkatle takip edilecek niteliktedir. Bu raporların Türkiye'de de ciddi takip edildiğini düşünebiliriz. Uluslararası mahkemelerin ele aldığı davalar ve farklı kurumlar tarafından hazırlanan raporlar, Siyonist Yahudilerin işlediği suçların tanımlanması açısından oldukça önemlidir. Bu çerçevede oldukça önemli kaynak metinler ortaya çıkıyor. Bunlar Siyonist Yahudilerin işlediği suçlarla ilgili gayet net tanımlara imkân vermektedir. Soykırım suçunun tespiti mahkemelerde görülen davaların önemini gösteriyor. Sürgün, etnik temizlik gibi oldukça büyük suçlar bu dönemde daha görünür hâle geldi. Bunların ne kadar önemli olduğu zaman içinde anlaşılacaktır. Çünkü tarihin kırılma anlarından birini yaşadığımızı artık herkes kabul ediyor. Doğu-Batı ilişkilerinin yeniden şekillenmesi, Batı ittifakı içindeki yol ayrımları ve Anglosaksonlar arasındaki bölünmeler Siyonist Yahudilerin suçlarının sonuçlarıdır. Siyonist Yahudilerin bir devlet yapısı içinde bu kadar büyük suçları işleyebileceği daha birkaç yıl öncesine kadar tahmin edilmiyordu ya da düşünülmüyordu. Kuşkusuz bu kadar büyük suçları işgalcilik ve hırsızlık gibi kavramlarla sınırlandırmak ileride ciddi yanılgılara yol açabilir. Bu suçları listelemek ve tasnif etmek son derece önemlidir.

Siyonist Yahudilerin suçlarını sınırlı kategorilere hapsetmek gerçekten yanıltıcıdır. Bunun örneklerini geçmişte fazlasıyla gördük. Bugün Lübnan'da Hıristiyan Lübnanlıların mahallelerine saldırarak evleri yıkmaları ve elektrik üretim tesislerini çalışamaz hâle getirmeleri çok kapsamlı bir hedefi işaret ediyor. Bunlar hırsızlığın çok ötesindedir. Hıristiyanlar için dinî bir değeri olan İsa heykelini parçalamaları da Yahudilik Hıristiyanlık çatışmasının ötesindedir. Kiliseleri yıkıyorlar veya tahrip ediyorlar. Sıradan bir Siyonist Yahudi yerleşimci, Kudüs'te yol ortasında karşılaştığı bir rahibenin arkasından koşturuyor ve sert bir darbe ile rahibeyi yere düşürüyor. Rahibenin ölümden döndüğü söyleniyor. Sıradan Siyonist Yahudi yerleşimcilerin Batı Şeria'da her gün olağan bir şekilde cinayet işledikleri biliniyor. Kameralara kaydedildiğini bile bile bir yerleşimci Yahudi, Filistinli gazeteciyi silahla öldürmüştü. Ordu görevlilerinin de belirli bir mesafeden ateş ederek çocukları öldürdükleri tespit edilmiştir. Siyonist Yahudilerin sürekli yalan söyledikleri ve iftira attıkları da artık sır olmaktan çıktı. Sistemli bir şekilde yanıltıcı bilgileri paylaşıyorlar. Bütün bu suçları çok dar bir alana sıkıştırmak gerçekten ciddi yanlışlıklara sebep olacaktır.

Siyonist Yahudiler, hırsızlık suçlarına ilave olarak mabetleri yıkıyor, tarihî eserleri tahrip ediyor veya yok ediyorlar, başka dinden insanları inançları dolayısıyla tahkir ediyorlar ve onlara fiilî olarak saldırıyorlar. Siyonist Yahudilerin listeye giren suçları, sistemli bir hâle geldiği için son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız demektir. Hâkim oldukları bölgelerde yaşayan "ötekilere" karşı işledikleri suçlar da ayrı bir kategoride değerlendirilmeli. İlan Pappe'nin "Unutulmuş Filistinliler" dediği İsrail vatandaşı Filistinlilerin karşılaştığı zorluklar bambaşka bir kategoridir. İsrail'in demokrasiyle yönetilen bir ülke olduğuna dair propagandanın yıllarca bizim ülkemizde dahi planlı bir şekilde sürdürüldüğünü biliyoruz. Bu durumu ikiyüzlülük olarak görüp bir kenara çekilmek de oldukça sorunludur. Irk ayrımına dayalı bir sistemi "Ortadoğu'da demokrasi ile yönetilen tek devlet" diye pazarlamak için sınırları aşmış olmak gerekir. İsrail'in yönetim sisteminin ayırıcı vasfının apartheid olduğu bugün çok daha açık bir şekilde görülüyor. Bunlar, başka kategorilere giren suçlardır. Sistemi pazarlayanlar da suçların bir parçasıdır. Çünkü ne olduğunu biliyorlardı ve bu bilgiye istinaden konum belirliyorlardı.