Sınıflar değil, milletler karşı karşıya geliyor

İsrail ateşkes anlaşması yürürlüğe girdikten sonra da tarihî Filistin topraklarında yayılmacı saldırganlığını sürdürüyor. Gazze'de anlaşmayı birçok defa ihlal etti ve savaş suçları listesi biraz daha kabardı. Ne yazık ki Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te her gün yeni bir tecavüz haberi ile derinden sarsılıyoruz. Soğuk ve yağmur gündelik hayatı daha da zorlaştırdığı için bütün yıkımlara rağmen sağ kalanlar yeni sınavlardan geçmek zorunda kalıyorlar. Hadiseleri takip edenlerin bu manzaralardan etkilenmemesi mümkün değil. Biz Türkiye olarak belki de kültürel mirasımızın sonucu doğal bir şekilde Filistin gibi tarihî bağlarla merbut olduğumuz coğrafyaların kaderiyle yakından ilgileniyor ve daha fazla etkileniyoruz. Duygusal bağlardan şikâyet edecek değilim, bilakis insan duygularıyla yaşar. Filistin'de meydana gelen feci hadiselerin duygularımızı harekete geçirmesiyle muhtemelen bizi insan yapan niteliklerimiz de ayakta kalıyor. Hatta daha ileri bir ifade ile iyi ki duygusalız ve iyi ki din kardeşlerimizin ve bütün insanlığın yaşadığı acılar karşısında duyarsız kalmıyoruz diyebilmeliyiz. Duyguların ufuk çizgisinin belirlenmesinde de büyük rol oynadığına inanıyorum. Fakat tamamlayıcı adımları atmaktan da imtina etmemek gerekiyor. Dolayısıyla Filistinlilerin kışın zor şartlarında ayakta kalma mücadelesine bigâne kalmamak son derece önemlidir. Bunun için duygusal bağlılığımızı farklı zeminlere taşımamız ve Filistinlilerin vatanlarını savunmak için verdikleri haklı mücadeleyi çok daha ileri seviyelere çıkarmamız gerekiyor. Burada da kuvvetli duyguların rehberliğine ihtiyaç duyduğumuz çok açıktır.

Bugüne kadar yaşanılan hadiseler Batı Avrupa ülkeleri ve ABD'nin özellikle de İngiltere ve Almanya'nın Siyonist düşünceye bağlılıkları sebebiyle her şartta İsrail'le birlikte hareket ettiklerini gösterdi. Onlara Hindistan gibi Doğu ülkelerinden katılanlar da yok değildir. Fakat Siyonizm bahsinde gündeme getirdiğimiz gibi İngiltere, Almanya, Fransa ve ABD'yi göz önünde bulundurduğumuzda İsrail'le birlikte hareket etme isteğinin gerisinde kolonyal ideolojileri tespit etmemiz gerekir. Bu ideolojileri tahlil ederken "din" bahsine değinmemek mümkün değil fakat Türkiye'de geçerli olan umumî kanaatlerin aksine bugün adı geçen ülkelerin bütün dünyayı tehdit eden söz ve davranışlarının gerisinde dinin etkisi son derece sınırlıdır. Bunu tespit etmek de oldukça önemlidir. Bizde yaygın olan kanaatlerin aksine İsrail'i de Yahudiliği merkeze koyarak tahlil etmek doğru değildir. ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırganlığını din ile izah etmeye kalkanlara herhalde başka bir gözle bakarlardı. Nitekim Trump da bunu bildiği için din ile birlikte herhangi ideolojik unsura itibar etmedi. Eğer Venezuela'nın nüfusu Amerika yerlilerinden oluşsaydı medeniyet götürme iddiasını yeniden gündeme getirebilirlerdi. "Demokrasi" ve "otoriterlik" karşıtlığına da lüzum görmediler çünkü bu da çok kullanılmış ve etkisini yitirmiş bir şablondu. Herhalde bu son şablonun sadece Türkiye'de bir karşılığı vardır. Fakat Trump'ın bu son tavrı geçici bir durum. Yeni bir ideolojik çerçeve sunmaya çalışacaklarından emin olabiliriz. Netanyahu ve Siyonist İsrail'in hâlâ eski argümanlara başvurması bu sebeptendir. Siyonist Yahudiler hâlâ din gerekçesine sığınmaktadır. Çünkü kendi içlerinde bile bütünleştirici bir fikre ihtiyaç duyuyorlar. Bağnazlıkları evrensel fikirlere sahip olamadıklarını gösterir.