Rudyard Kipling'den Marco Rubio'ya uygarlık misyonu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun iki hafta önce 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşma Türkiye'de ve dış basında epeyce yankılandı. Bu konuşmanın bundan sonra da farklı bağlamlarda değerlendirileceğini tahmin edebiliriz. Çünkü konuşma metninde ABD'nin Avrupa ülkelerine ve dünyanın geri kalanına ilişkin ne türden bir bakışa sahip olduğuna işaret eden ifadelere ve kavramlara yer verilmiştir. Eğer bu türden konuşmalar dikkatli bir şekilde tahlil edilirse metnin derin anlamlarını yakalamak mümkün olur. Bu yazıda Marco Rubio'un konuşmasında geçen "civilization" kavramı üzerinde durmaya çalışacağım ve metni bu kavram çerçevesinde tahlil etmeye çalışacağım. Bizde daha çok "medeniyet" kavramı ile karşılanan "civilization", metinde birkaç defa farklı bağlamlarda ve farklı tarihî hadiselere atıf yapılarak tekrar edilmiştir.

Marco Rubio'nun konuşmasında "civilization" kavramı ilk olarak Sovyetler Birliği ile ilişkiler bağlamında Küba krizinden hareketle kullanılıyor. Buna Soğuk Savaş döneminin kısa bir değerlendirmesi olarak da bakabiliriz. Rubio, Batı dünyasının Sovyetlerle mücadelesini medeniyet savaşı ekseninde değerlendiriyor. Hatırlanacağı gibi bu dönem daha önceleri ideolojik bir savaş ekseninde değerlendirilirdi. 1990'larda Sovyetler dağıldıktan sonra Amerikalılar "medeniyetler savaşı" dediklerinde hedeflerinde İslam dünyası vardı. Bu, ideolojik savaştan medeniyeler savaşına geçiş anlamına geliyordu. 90'lardan sonra İslam dünyası otuz yıla yakın bir süre çok şiddetli saldırılara maruz kaldı. ABD'nin öncülüğündeki Batı dünyası, açılan ikinci cephede gönüllü olarak yer aldı ve Irak'a saldırıyla başlayan süreçte birçok ülke tarihlerinin en büyük yıkımlarını yaşadı. Gelişmelerden anladığımız kadarıyla ABD, şimdi, merkezinde Çin'in yer aldığı üçüncü bir cephe daha açmak istiyor.

Burada yeri gelmişken bizde medeniyet anlamında kullanılan "civilization" kavramıyla ilgili küçük bir hatırlatma yapacağım. Norbert Elias "Uygarlık Süreci" başlığı ile dilimize çevrilen kitabında "civilization" kavramının kültürden farklı olarak genişlemeci bir anlamda kullanıldığını belirtir. Elias kültür ve uygarlık kavramlarından hareketle Almanya, İngiltere ve Fransa arasında bir karşılaştırma yapar ve "civilization"un genişlemeci anlamının kolonyal bir tarihe işaret ettiğini ifade eder. Ona göre İngilizler ve Fransızlar Almanca kültür kavramını anlamakta zorlanırlar çünkü bu kavram ile Almanlar sınırları tespit etmeye çalışmaktadır. Uygarlık ise genişlemeci bir anlama sahiptir. Bu farklılık, Fransa ve İngiltere'nin kolonyal yayılmacılık tarihinden kaynaklanmaktadır.

İngiltere ve Fransa 19. yüzyılda, çok daha hızlı bir şekilde dünyanın farklı bölgelerini hâkimiyetleri alına almışlardı. Bilindiği gibi Kuzey Amerika'nın kolonileştirme süreci de 19. yüzyılda tamamlandı. İngiltere ve Fransa "uygarlık misyonu" ile genişlemeci bir politika takip etti. Kuşkusuz bu ideolojik bir tutumdu ve Rudyard Kipling gibi ideologlar, bu tutumu, aynı zamanda beyaz insanın omuzlarındaki yük olarak tanımladılar. Bu açıdan Marco Rubio'nun Rudyard Kipling ile aynı "civilization"dan bahsettiği çok açıktır. Fakat aradaki ciddi farkı da tespit etmemiz gerekiyor.