Papa XIV. Leo da emperyalist hegemonyaya karşı çıkıyor

Yazar din savaşını bir propaganda aracı olarak görüyor: Anglosakson hegemonyası gerçek sebebiyken, suçlar dine mi yüklenmelidir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İsrail-Filistin çatışmasında ortaya çıkan 'din savaşı' algısının aslında Anglosakson ve Siyonist elitler tarafından oluşturulan bir propaganda olduğunu iddia ediyor. Yazara göre asıl çatışmanın kaynağı din değil, emperyal hâkimiyet ve kolonyal çıkarlardır; Papa'nın buna karşı açıkça konuşması ise Batı içinde ideolojik bir ayrışmanın işaretini taşımaktadır. Peki bu analiz, Müslüman dünyada yaygın olan din savaşı algısının nedenlerini yeterince açıklayabiliyor mu?

ABD Savaş bakanının İslam'ı doğrudan hedefe koymasından sonra bir din savaşının içinde olduğumuza dair söylentiler daha da yoğunlaştı. Pete Hegseth'in ifadeleri hakikaten de dehşet uyandırmaktaydı. Bunun da etkisiyle Türkiye'de din savaşına yönelik kuvvetli bir algı oluştu. Çünkü İsrail neredeyse bütün Kuzey Avrupa ülkelerini ve ABD'yi arkasına aldığı için soykırım da dâhil olmak üzere bütün savaş suçlarını işledi. Çocuklar ve kadınlar, yaşlılar ve sıradan insanlar dünyanın gözü önünde öldürüldü ama Kuzey Avrupa ülkeleri ve ABD, düşmanca hisleri bastırmadan İsrail'in güvenliğinden bahsetti. Bu durum İslam dünyasında ve elbette Türkiye'de farklı algılanacaktı. Böylelikle Müslümanlara yönelik dehşet uyandıran soykırımlar İslam ve Hristiyanlık-Yahudilik savaşı algısını öne çıkardı. Fakat dikkatli birçok gözlemci gibi ben de bunun bir din savaşı olmadığına yönelik inancımı kaybetmedim. Bu bir din savaşı değildi. Fakat Amerikalı ve İngiliz elitler Siyonist Yahudilerle birlikte böyle bir algı oluşturmak için ellerinden geleni yaptı. Bugün dahi böyle bir propagandadan vaz geçtiklerine dair emareler gözükmüyor. Çünkü bir adım sonra ortaya çıkacak felaketle bütün bu olup bitenlerin unutulacağını düşünmüşler ve yeni kanlı boğazlaşmaların suçunu dinin üzerine atabileceklerine inanmışlardır.

Başından beri, İspanya'nın Filistin'le ilgili tutumu çok önemliydi. İspanya'da bütün bir halk sokaklara döküldü ve Avrupa'da İngiliz ve Alman hatta biraz da Fransa tarafından oluşturulan korku bulutlarını dağıtmaya başladılar. Fransa'nın çok önemli bir kısmı, Almanya ve İngiltere neredeyse bütün gövdesiyle Gazze'de soykırım suçlarına dâhil oldular. Korku bulutları İslam coğrafyasını da kaplamaktaydı. Avrupa'nın ve dünyanın geri kalanı üzerinde hâkimiyetlerini pekiştirmek istedikleri çok açıktı. Bu sebeple savaş suçlarına neredeyse bütün bir ülke olarak boydan boya batıp çıkmakta bir sakınca görmediler. Evet, bu ülkelerde protestolar da vardı ama geniş tabanlı kitlesel katılımlar görülmediği için gösteriler siyaset üzerinde bir baskı unsuru hâlini alamadı. Hatta Almanya başbakanı İsrail'i kirli işlerini yaptığı için övdü ve desteğin her alanda devam edeceğini beyan etti. Bunlar din savaşı algısını kuvvetlendiren hadiselerdi.

ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa İsrail'den korktukları ya da Yahudilerin gücüne teslim oldukları için değil, bilakis Anglosakson hâkimiyetinin devamı sağlamak için savaş suçlarına dâhil oldular. Bu suçların bağlamı din değil, kolonyal ve emperyal hâkimiyettir. Bu tespit bize çok çok önemli bir analiz çerçevesi sunar.

İngiliz, Alman, Fransız ve ABD'li elitler Protestanlığı ve Yahudiliği bir araç konumuna indirgeyip propaganda malzemesine dönüştürmekten hiç çekinmedi. Ortaya çıkan günahı da bütün Protestanların ve Yahudilerin omuzlarına yüklediler. Hatta onlar bu suçları bütün Hristiyan dünyasının üzerine yıkmak istiyor. Pete Hegseth, Amerikalıları "İsa Mesih adına" askeri zafer için dua etmeye çağırarak savaşı din bağlamına dâhil etmek istedi. Hegseth, İsa için savaştıkları algısını yaymaya çalıştı. Temel amacı kitleleri bu doğrultuda harekete geçirmekti.