Müstemlekeciliğin tasfiyesi: Yeni bir uyanış dönemi

Siyonist İsrail'in Gazze'den sonra Suriye'ye yönelik yasadışı saldırıları giderek artıyor. Böylelikle Siyonistler Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te olduğu gibi Suriye'de de uluslararası hukuku çiğneyerek neredeyse bütün dünyayı karşılarına alıyorlar. Evet, bütün dünyayı karşılarına alırken küstahlık etmeyi de ihmal etmiyorlar. Artık Siyonistler, "Nazilerden farklı olarak" işledikleri suçları örtme gereğini hissetmiyor. On sekiz ay boyunca Gazze'de işledikleri savaş suçlarını Siyonist askerler sosyal medya hesaplarından yayımladı ve dünya, olanları, dehşetle izledi. En son sağlık çalışanlarına yönelik kasti saldırılar ortaya döküldü. On beş metre mesafeden çocukları kurşun yağmuruna tuttuklarını bütün dünya ile birlikte öğrendik. Şimdi de Suriye'ye yöneldiler.

Siyonist İsrail Gazze, Batı Şeria, Kudüs ve Lübnan'da uluslararası hukuku küstahça çiğnerken varlığına yönelik tehditten bahsediyordu. Batı dünyası bu bahaneyi kabul etmekte gönüllüydü. Çünkü onlara göre Siyonistler, İslam coğrafyasının merkezinde Batı medeniyeti adına mücadele ediyordu. İsrail'i Batı uygarlığının Doğu'daki son kalesi olarak kabul ediyorlardı. Ne yazık ki uygarlık kavramı bizde tam olarak anlaşılmamıştır. 19. yüzyılda uygarlık, Batı dünyasında kolonyal yayılmacılığın temel ideolojisi olarak işlev görmüştür. Tarihsiz halkları tarih sahnesine çıkardıklarına inanıyorlardı. Rudyard Kipling "Beyaz Adamın Yükü" derken tam olarak uygarlık misyonunu kastetmişti. Bu sebeple Siyonist İsrail'in uluslararası hukuku çiğnemesi ve hatta küstahlık derecesindeki pervasızlığı bir sorun oluşturmadı. Karl Marks'ın "Doğulular acı çekmeyi bilmez" sözünü de bu çerçevede anlamak gerekir.

Eğer Gazzeliler on sekiz ay boyunca bir millet hâlinde direnmemiş olsaydı İsrail'in küstahlığı yine örtbas edilecekti. Yıldırım hızıyla öldürecek, yağmalayacak ve genişleyeceklerdi. Fakat ilk defa inanılmaz bir dirençle karşılaştılar. Bu direnci tanımlayabilecek bir kavram bulmakta zorlanıyoruz. Richard Falk Gazzelilerin direnişiyle ilgili olarak bir yazısında "inanç sıçraması" demişti. Galiba bugün Gazzelilerin insanüstü gayretini gösteren en doğru ifade budur. Gazzeliler yaşadıkları inanç sıçraması ile Batı uygarlığının yayılmacı saldırılarını Gazze'de bir süreliğine durdurmayı başardı. Bugün bütün dünyayı kasıp kavuran ABD eksenli yeni bir değişim süreci var. ABD'yi derinden sarsan bu kriz, 1991'de başlayan Körfez bölgesinin işgalinin sonucudur. Otuz yıl boyunca Irak, Afganistan ve Suriye'de işlenmedik bir suç bırakmadılar. Elbette aynı dönemde Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te milyonlarca insanı öldürdüler. Fakat uygarlık adına yapılan bütün katliamların üstünü örtmeyi başardılar. Son on sekiz ayda ise Gazzeliler antiemperyalist mücadelelerini bütün dünyaya anlatmayı başardı. Batı uygarlığının sınır karakolunda meydana gelen hadiseleri dünya canlı olarak seyretti.

Son on sekiz ayda Anglosakson merkezli Batı dünyası Siyonist İsrail'i her bakımdan teçhiz etti. ABD'liler daha da ileriye gitti. Trump, Gazze'yi alıp yeni bir koloni olarak inşa edeceğini açıkça söyledi. Gazzelileri ve Filistinlileri etnik temizliğe tabi tutacaklarını da ilan ettiler. Böylelikle gizlenemeyecek olanı açığa vurdular. "Nazi Almanya'sından farkları" da buradadır. Avrupa'da yükselen yeni Nazizm, Gazze'de uluslararası hukukun çiğnenmesine doğrudan destek sundu. Avrupalı liberaller ve sol, Nazilerin mirasını üstü örtülü olarak sürdürüyordu. Fakat şimdi bu dönem tamamen geride kaldı. Siyonist İsrail bu desteği ve değişimi gördüğü için Filistin'in tarihî topraklarının dışına çıkarak Suriye'ye saldırdı. Böylelikle kurallara dayalı sistem bütünüyle sona erdi. Bu, Anglosaksonların merkezinde olduğu bir dünya sisteminin sona erdiğinin ilanı demektir. Küreselleşmenin sonu ile kastedilen de 1991'de başlayan yeni dönemin sona ermesidir. On sekiz ayda çok şey değişti.