Önceki yazıda ifade etmeye çalıştığımız gibi Almanya ve İsrail arasındaki ilişkiler çok katmanlıdır ve tekdüze bir yaklaşım ile bunu izah etmek neredeyse imkânsızdır. Bizde özellikle Almaya ve İsrail ilişkileri çok basit bir çerçeveye dâhil edilmişti. Sözü fazla uzatmak istemem ama bizdeki durumu izah etmenin, Almanya ve İsrail ilişkilerini izah etmekten daha önemli olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu yöndeki anlayışlar hadiseleri hâlâ aynı çerçeve içine yerleştirme gayretindedir. Yahudilerin her şeye hâkim olduğu yönündeki kanaatler varlığını sürdürmektedir. Fakat Almanya ve İsrail arasındaki ilişkilerin işaret ettiği gibi asıl çatışma farklı gerekçelerle kolonyal bir proje olan İsrail'i destekleyen ülkeler içinde ve arasında yaşanacaktır. Bu çatışmanın ne zaman gün yüzüne çıkacağı sorusunun cevabı da İsrail'in geleceğiyle alakalıdır.
7 Ekim 2023'ten sonra Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Almanya'nın İsrail'e desteğini pis işler kategorisine dâhil etmişti. Bu, şu ana değin dile getirilen en önemli ifadelerden biridir. Bu ifade zaman içinde çok daha farklı bağlamlarda irdelenecektir. Merz'in sözünü daha önce Alman etnik safiyetini koruma anlayışının bir uzantısı olarak yorumlamaya çalışmıştık. Buna göre İsrailliler veya Siyonist Yahudiler, Doğu Akdeniz'in yerli halklarını etnik temizliğe tabi tutarken ırksal veya etnik safiyet açısından herhangi bir korunma ihtiyacı duymayacaklardır. Merz'in konuşmasında ırksal veya etnik hiyerarşi anlayışının ne kadar derinlere işlediğini görebiliriz. Buradan ırksal safiyeti korumak için harcayacağı birkaç milyar doların Almanya için hiçbir değeri olmadığını çıkarabiliriz. Merz'in sözünden İsrail'in gücü karşısında ezikliği veya güçsüzlüğü çıkarmak doğru değildir. Nitekim Almanya neredeyse bir bütün olarak İsrail'i desteklemeye devam ediyor. Fransa ve ABD gibi ülkelerde İsrail'le ilgili itirazlar duyulabiliyor. Asıl soru da buradan çıkıyor: Almanya ve İngiltere'de devlet aklını temsil eden güçlerin ve seçkinlerin İsrail'i bu kadar pervasızca desteklemesinin sebebi nedir
Fransa'da bile Almaya ve İngiltere'ye göre İsrail'i desteklemek bakımından mütereddit tavırların dikkat çektiğini söylememiz gerekiyor. Bu bakımdan "Fransız solunun güçlü temsilcisi Melenchon ve partisi La France Insoumise'ın İsrail yanlısı kampla birlikte sağ ve merkez Fransız güçleri tarafından İslamcı-Bolşevikler" suçlamasına maruz kalması ilgi çekicidir. Joseph Massad'a göre sola yönelik suçlama "7 Ekim 2023'ten sonra İsrail'in Filistinlilere yönelik soykırımından bu yana Filistin haklarını savunmakta ısrar eden sosyalist güçlere karşı yürüttüğü daha geniş bir küresel savaşın" yalnızca bir parçasıdır. İspanya, İrlanda ve İtalya'da İsrail karşıtlığının çok daha geniş tabanlı olduğu anlaşılıyor. Bu yöndeki bir ayrışmayı Yahudi gücü ile açıklamak doğru değildir. Almanya, İngiltere ve ABD birtakım Kuzey Avrupa ülkeleriyle birlikte İsrail'i desteklemekten asla vazgeçmeyecek. Hatta Almanya ve İngiltere'de soykırım ve savaş suçlarına rağmen İsrail'i desteklemek konusunda herhangi bir tereddüt yoktur. ABD'nin İran'a saldırısından sonraki tereddütlü tutumunu da İngiltere ve Almanya'nın İsrail'e aşırı desteği ile birlikte değerlendirmek gerekir. Oyun oynamadıkları veya bir tiyatro sahnesinde olmadıkları çok açıktır. Bu dönemde Fransa'nın da emperyal hırslar tarafından yönlendirildiğini söyleyebiliriz.

14