Yazar, Trump'ın İsa taklidi ve ABD'nin Ortadoğu politikasının dinî söylemle maskelendiğini, ancak asıl nedeni Siyonist ideoloji olduğunu iddia etmektedir. Papa'nın Cezayir ziyareti bu ideolojinin dinî değil, emperyal bir çatışma olduğunu göstermek için önemsiz görülmektedir. Din savaşı çerçevesini kırmanın yeterli olup olmadığı, sistemik güç dinamiklerinin değişmesine yol açıp açmayacağı ise açık değil midir?
ABD savaş bakanı ve İran'a yönelik saldırılarında öncü rolü oynayan kişilerin dinî söylemleri hoyratça kullanmasından sonra Trump da din dilinde karar kıldı. Trump, sosyal medya hesabından paylaştığı bir görselde, haşa, Hz. İsa kimliğine bürünerek peygamber taklidi yapmaya çalıştı. Bu, kendi başına önemli bir hadisedir ve siyasî tarihte bir kırılma anına işaret edebilir. Hz. İsa, aynı zamanda bir İslam peygamberi olduğu için Trump'ın paylaşımının Müslümanları rencide etmesi gayet tabiîdir. Fakat asıl olarak bu paylaşımın Hıristiyanlar arasında rahatsızlık uyandırması gerekirdi. Hıristiyanlar ifadesini özellikle kullandım çünkü Hıristiyan dünya gibi genel bir kategorinin varlığıyla ilgili şüpheci yaklaşımı ben de paylaşıyorum. Nitekim Trump'ın paylaşımı daha çok Katolikler arasında tepkiye yol açtı. Hatta Batı dünyasının tepkisi Katoliklerle sınırlı kaldı. Bu da önemli bir göstergedir ve üzerinde durulması gerekir.
Batı dünyasında ve Avrupa'da devlet başkanlarının veya siyasi figürlerin Anglosaksonların karşısına çıkmamasıyla ilgili çok şey söylenebilir. Son dönemde İspanya'nın çıkışları neredeyse bir istisnadır. Amerika ve İngiltere'nin İsrail'i koruyup kollama bakımından bütün Batı dünyasını sorumluluk altına sokması büyük başarıydı. Aslında derin yapıda rahatsızlık olduğunu bugünkü gelişmeler ortaya çıkardı fakat uzun bir dönem Batı dünyasında da İngiltere ve ABD'nin ezici üstünlüğü sorgulanmadı. Latinlerin de Anglosaksonlar karşısında geri planda kaldıkları bugün daha iyi anlaşılıyor. Anglosaksonların Batı dünyasında da hâkimiyet kurmasında Siyonist Yahudilerin büyük bir katkıya sahip olduğu anlaşılıyor. Bu yöndeki gruplaşma Filistin ve Lübnan'da çok ciddi karşılık bulmuştur. Anglosakson ve Yahudi birliği Doğu Akdeniz'de de değişime yol açtı. Fakat Batı dünyasında, devletler ve siyasi temsilciler Anglosakson ve Yahudi birliğine açıktan karşıtlık oluşturmadı. Üstelik Katolik dünyasını temsil eden kurumlarda da ciddi bir sessizlik vardı. Ortodoks Hıristiyanlığın yaygın olduğu ülkelerde de siyasî yapılar 19. yüzyılın başlarından itibaren tercihini Anglosaksonlardan yana yapmıştı.
Trump'ın ve Anglosaksonların Yahudilerle birlikte neredeyse bütün dünyada estirdiği terör rüzgârına Müslüman dünyadan sonra ilk defa Katoliklerin ruhanî liderinin sesini yükseltmesi oldukça önemlidir. Modern Avrupa tarihi genel başlığı altında yer verilen tarihî hadiseleri burada yeniden hatırlatacak değilim fakat ABD başkanının karşısına Katoliklerin ruhanî liderinin çıkması kendi başına anlamlı bir hadisedir. Siyasi yapıların ve siyasî temsilcilerin geri planda kaldığı ortamda üst düzey dinî bir figürün ortaya atılması elbette sembolik olarak da önemlidir. Üstelik Papa XIV. Leo, Trump'ın ve ABD'nin bugünkü politikalarından rahatsızlığını gösterirken Cezayir'e gitmeyi tercih etti. Papa, Cezayir'de Cezayir Ulu Camii'ni ziyaret etti ve Cezayir cumhurbaşkanı ile görüştü. Bilindiği gibi Cezayir, 1830'lardan 1860'ın başlarına kadar Fransa'nın kolonisiydi. Fransa da Siyonist İsrail'i desteklemeyi devlet politikası hâline getirmişti. Fransa'nın Katoliklik ile sorunlarını da tarih kitaplarından okuduk.

4