19. yüzyılın başlarında ABD, Çeroki Kızılderililerini Mississippi Nehri'nin batısına sürgün etmişti. Kuzey Amerika'nın yerlileri bir kampta günlerce hapsedilmiş, sonra da sürgüne gönderilmişti. 1838'deki bu olay oldukça önemlidir. Aslında 13 koloninin kapladığı alanda Amerikalı yerliler "tehlike" oluşturmuyordu fakat "evcil" kabul edilenleri dahi tehlikeli bulmuşlardı. Cümledeki "evcil" uygarlaştırılmış anlamında kullanılmıştır. Daha sonra ressamlar bu hüzünlü olayı resmetti. Yerlilerin bu yürüyüşü Gözyaşı Yolu adıyla tarihe geçti. Çerokiler ve diğer Kuzey Amerika yerlileri vatanlarına dönme şansını hiçbir zaman bulamadı. "Öncüler" adıyla anılan ilk yerleşimciler Amerikalı yerlilerin tamamen öldürülmeleri gerektiğine inanıyordu. Tüm bunları düşündüğümüzde on beş ay sonra on binlerce Filistinlinin Gazze'nin kuzeyine doğru yürüyüşe geçmesi tarihî açıdan da önemlidir. Maşeri kalabalık insanı hayrete düşüren bir tablo oluşturdu.
ABD'nin menfur tarihinin bu kesitini hatırlatmamızın bir nedeni var. İsrail'in Gazze'de ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik mülksüzleştirme siyaseti Anglosaksonların kolonyalist tarihinin devamıdır. İsrail'i ABD ve İngiltere'den bağımsız bir devlet olarak düşünmemek gerekir. İsrail, Anglosaksonların Doğu Akdeniz'deki kolonisidir. Bu sebeple on beş aydır Gazze'de soykırım suçu işlenirken ABD ve İngiltere İsrail'e koşulsuz destek verdi. Fakat Siyonist İsrail askerleri Gazzelilerin destansı direnişini kıramadı. Soykırımın boyutları da gün geçtikçe arttı. On beş ay boyunca havadan bomba yağdırdılar. Gazze gibi son derece sıkışık bir alanda bu saldırılar sonucunda çocuk, kadın ve yaşlılar katledildi. Emperyalist ülkeler de bu soykırıma baştan sona destek verdi. Onlar Filistinlilerin Gazze'yi terk edeceğine inanıyordu. Yeni bir sürgün yaşanacaktı. Siyonist İsrail'in menfur tarihine yeni bir sayfa eklenecekti. 1948'den itibaren yaşananlar da bundan ibaretti.
Filistinliler 2005'te de İsrail'i belirli kararlara zorlamıştı. İsrail o zaman Gazze'yi boşaltmak zorunda kalmıştı fakat daha sonra Gazze ablukası başladı. Filistinlilerin yirminci yüzyılın kaybedenleri olduğuna inanılıyordu. Aslında İsrail uluslararası baskıya veya özellikle ABD'nin çizdiği sınırlara uymak zorunda kaldığında da kazanacağını biliyordu. Herhangi bir dönemde anlaşmaları müteakip uluslararası ilgi azaldığında İsrail yeni saldırılar planlıyor ve uyguluyordu. Bunu o dönemlerde "müthiş strateji" gibi albenili kavramlarla pazarlamaktan da geri durmadılar. Hâlbuki yapılan şey dünyanın dikkati başka yöne çevrildiğinde Filistinlilere saldırmaktan ibaretti. Onlar da kendilerini savunmak zorunda kalıyor ve böylelikle anlaşmalar, güya, bozuluyordu. Çünkü Siyonistler, ABD ve İngiltere başta olmak üzere birtakım Batı Avrupa ülkesi tarafından koşulsuz olarak destekleniyordu. Bunun Holokost ile bir alakası yoktu. Böylelikle tarihî Filistin'de yeni yerleşim yerleri kuruluyor, yerleşimciler (öncüler) devlet dışı aktörler olarak askerler tarafından teşvik ediliyordu. Onlar da ABD'nin öncüleri gibi yerlileri tamamen öldürme taraftarıydı.
Siyonistlerin amaçlarına ulaşmasına bir adım kalmıştı. Filistinlilerin mücadele azmi tamamen kırılabilirdi. Komşu müstemleke Arap devletleri de Filistinlileri aradan çıkararak İsrail ile anlaşma yoluna gitmişlerdi. Abraham Anlaşmaları ile ABD, İslam'ın merkez coğrafyasında bütün hedeflerine ulaşacaktı. Filistinliler artık can sıkıcı bir ayrıntıya dönüşmekteydi.

146