Yerleşimcilik kavramının Türk düşünce hayatına yön verme iddiasındaki kişileri niçin rahatsız ettiğini ve niçin bunun yerine işgalci kavramının kullanılmasını önerdikleri tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem. Onların itirazlarına rağmen yerleşimcilik, kolonyal yayılmacılığın en belirgin sütunlarından, hatta en kalcı sütunlarından biridir. Bunun anlaşılabilmesi için konuyla alakalı metinleri okumak gerekiyor. Ne yazık ki dilimizde bu türden metinler yok denecek kadar azdır. Yine de "Emperyal Çağ" gibi temel kaynak sayılabilecek tercüme eserler büyük bir açığı kapatacak niteliktedir. Bu ve benzer eserler kolonyalizmin ve bunun en önemli sütunlarından yerleşimciliğin anlaşılması açısından çok kıymetlidir. İlave olarak bu konularla ilgili çok yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu hususi olarak belirtmek isterim. Konuyla alakalı kitap ve makaleleri ya da roman ve hikâyeleri okuyan çoğu kimse, yerleşimcilik gibi kavramlara tepkinin duygusal ve dayanaksız olduğunu hemen fark edecektir.
Bu yazıda yerleşimcilik kavramıyla ilgili sadece bir özellik üzerinde durmaya çalışacağım. O da yerleşimcilerin bir koloni olarak işgal ettikleri topraklara dışarıdan geldikleridir. Daha önce yerleşimcilerin kolonyalizmin en önemli unsurları arasında yer aldıklarını ifade etmiştim. Diğer unsurlar arasında devlet ve şirketler yer almıştır. Bugün özellikle Batı Şeria'da meydana gelen hadiseleri dikkatli bir şekilde takip ettiğimizde yerleşimcilerin nitelikleri hakkında birtakım saptamalar yapabiliriz. Onlar, özelikle ifade etmek isterim ki devlet dışı ve hukuk dışı aktörlerdir. Bu açıdan Tel Aviv'de yaşayan Siyonist İsraillilerle Batı Şeria'da koloniler kuran Siyonist yerleşimciler hukuken birbirinden farklıdır. Fakat biraz daha farklı ve hepsini bir araya getiren bir özelliğin altını çizmek istediğimizde daha farklı bir sorun alanı ile karşılaşırız. Yerleşimcilik belirli coğrafyayı yerli unsurlarından arındırmaya dayalı bir sistemdir. Bunun için de Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın yerli unsurlarından arındırılmasına bakmak lazım. Avrupa kavimleri İngiltere ve Fransa'nın liderliğinde Kuzey Amerika'yı yerli unsurlarından tamamen temizlediler. Vahşi Batı kavramı üzerinde durmak gerekiyor. 13 kolonin dışında kalan Kuzey Amerika'nın diğer bölgelerini, dışarıdan gelen yerleşimci Avrupalı halklar kolonize etti. O zaman da Tel Aviv örneğinde olduğu gibi
13 kolonide yaşayanlar ile yerleşimci Avrupalıların işgal ve istila hadisesine dâhil olanlar birbirinden farklıydı. Yerleşimci, işgal ve istila kavramları aynı sistemin farklı farklı niteliklerini işaret eder. Çoğu Avrupalı, Kuzey Amerika'ya 19. yüzyılda göç etti.
Siyonist Yahudiler de Filistin'in tarihî topraklarında yerleşimci statüsündedir. Fakat önceki yerleşimciler hedeflerine ulaştıkları için Tel Aviv gibi yerlerde artık kendi ölçüleri içinde hukuki bir statüye sahiptirler. Yerleşimcilik ise Batı Şeria, Doğu Kudüs, Golan Tepeleri ve Güney Lübnan'da sürdürülmektedir. Onlar da Avrupalı yerleşimcilerin 13 koloniden oluşan ABD'ye dayandıkları gibi Tel Aviv'e dayanmaktadırlar. Fakat Siyonist Yahudiler de Filistin'e ait olmadıklarını biliyorlar. Onun için de Tanrı'nın vaadi diyorlar. "Vaat edilmiş topraklar" kavramı aslında kendi başına çok şey anlatır. Sadece bu kavram Siyonist Yahudilerin Filistin'in tarihî topraklarına ait olmadıklarının en önemli delilidir.

9