Avrupa'da ve Amerika'da şaşırtıcı birçok hadiseye şahit oluyoruz. Lüksemburg'da bir ana okul öğretmeni Filistinli çocukları desteklediği için işinden kovuluyor. Kanada'da bir lise öğrencisi mezuniyet töreninde sahneye kefiye ile çıktığı için şiddete maruz kalıyor ve cübbesinin üzerindeki kefiye zorla çıkarılıyor. Amerika'da ise Sağlık Bakanı, İsraillilerin soykırım suçunu inkâr ederek Siyonistlerin mağdur olduğunu söylüyor. Bu şahsın İsrail'in çevresindeki ülkelerde Filistinli nüfusun giderek artmakta olduğundan şikâyet etmesi de çok şaşırtıcı. Arjantin devlet başkanının İsrail'le ilgili sözlerinin de üzerinde durulması gerekiyor: "İsrail, Batı'nın kalesidir, yükselen Batı karşıtlığına karşı bir duvardır. İsrail'e karşı mücadele İsrail'de durmaz. Eğer İsrail düşerse, Batı dünyasının peşine düşerler. Eğer İsrail'i yok ederlerse, Batı dünyasını yok ederler."
Bu hadiseler ve konuşmalar zihnimizde yer etmiş Batı algısı ile uyuşmuyor. Bunun için şaşırtıcı. İki yüzyıldan fazla bir zamanda maruz kaldığımız zihnî kolonizasyonun bir sonucu olarak zihnimizdeki Batı ile bugün gördüğümüz hadiseler ve duyduklarımız arasında devasa bir fark var. Daha düne kadar çok kimse emperyalizme karşı mücadele eden dünyayı suçlayabiliyordu. Ne yazık ki suçlayıcı dili benimseyenler zannedilenden çok fazla. 90'lı yıllardan itibaren İslamiyet'i ve Müslümanları terör ile ilişkilendirmekte hiç tereddüt etmemişlerdi. Otuz yıldan fazla bir zamanda terör kavramını silah olarak kullandılar ve böylelikle İslam dünyasında yükselen sistem dışı hareketleri amaçlarından uzaklaştırmaya çalıştılar. Bunda ciddi olarak başarıya ulaştıklarını söyleyebiliriz. Terör yaftasını Suriye'de dahi çok etkili bir şekilde kullanarak yerli ve millî hareketleri boğmayı başardılar. 2014'te MİT Tırlarına yönelik müdahale de bu çerçevededir. Türkiye'yi hareketsiz kılmak istediler. Yıllarca Filistinlilere terörist yaftasını yapıştırdılar böylelikle Filistin davasını izole etmeyi başardılar. Bugün bu yafta ömrünü tamamladı, artık Filistinlilere elbette terörist diyemiyorlar. Avrupa ülkelerinde ve Kanada'da sıradan Filistin taraftarlarına ve Filistin sembollerine karşı saldırgan bir tutum sergilenmesi bu değişimin bir göstergesidir.
ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin konuşmalarının üzerinde biraz daha durabiliriz. Bu iki şahsın konuşmaları Lüksemburg'da bir öğretmene, Kanada'da bir öğrenciye yönelen şiddetten farklı değil. Biri ABD sağlık bakanı diğeri ise Arjantin devlet başkanıdır. Bu iki şahsın sözlerini geçiştirmek değerlendirme yanlışlarına yol açar. Bunlar da soykırım suçları bütün dünya tarafından kabul edildikten sonra dahi İsrail'i desteklemekten vazgeçmiyor. Daha da ileriye giderek İsrail'in Batı adına mücadele ettiği düşüncesinden hareketle uluslararası mahkemeler tarafından kabul edilmiş soykırım ve diğer savaş suçlarını bir tarafa bırakarak doğrudan Filistinlilerin varlığının Batı için tehdit olduğunu söylüyorlar.
İfade etmeye çalıştığım gibi İsrail propagandası açısından terör kavramı artık tamamen gündemden düştü ve bunun yerini tehdit kavramı aldı. Tam manasıyla bir yerleşimci koloninin valisi olan Netanyahu da tehdit kavramından hareket ediyor. Bu şahsın Türkiye ile ilgili konuşmaları tehdit kavramı etrafında şekilleniyor. Netanyahu, Cumhurbaşkanımızın konuşmalarından hareketle şunları söylüyor: "Bugün burada güçlü bir devlet var, adı İsrail, İsrail ordusu var, İsrail halkı var, İsrail hükümeti var ve sakinleşmesi en iyisi olur. Kimsenin varlığımızı tehdit etmesine, güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz ve sanırım neler yapabileceğimizi kanıtladık."

5