David Cameron, başsavcıKerim Han'ı niçin tehdit etti

Geçen hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı Kerim Han'ın İngiltere eski dışişleri bakanı David Cameron tarafından 2024'te tehdit edildiğini öğrendik. Hatırlanacağı gibi Kerim Han, Gazze soykırımından sorumlu oldukları gerekçesi ile İsrailli yetkililer hakkında tutuklama emri çıkarılması için uğraşmıştı. Başsavcı Kerim Han bu sebeple İngiliz medya kuruluşu BBC'ye yaptığı konuşmada "dünya liderlerinden Netanyahu için baskı gördüm" demişti. Fakat baskının kimden geldiğini söylememişti. Buna karşın İngiltere'de Muhafazakâr Parti hükûmeti, başsavcının İsrail liderlerine karşı yakalama emri çıkarma hakkının bulunmadığını iddia etmişti. Aslında Muhafazakâr Parti'nin bu çıkışı ile baskının İngiltere kaynaklı olduğu anlaşılmıştı. Fakat kesin bir bilgi olmadığı için Cameron veya başka bir İngiliz siyasetçinin adı öne çıkmamıştı. Bu açıdan geçen hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı Kerim Han'ı tehdit eden kişinin ifşa olması oldukça önemlidir.

David Cameron'ın Kerim Han'ı, soykırım sorumlularıyla ilgili bir karar çıkarmasını engellemek için tehdit etmesi önemli bir hadisedir. Buna rağmen konu ne uluslararası basında ne de Türkiye'de yeterince gündeme geldi. Cameron'ın o dönemde İngiltere dışişleri bakanı olması, tehdit olayını çok daha önemli hâle getirir. Herhalde İngiltere gibi bir ülkede bir dışişleri bakanı Kerim Han gibi bir başsavcıyı keyfine göre tehdit edemez. Cameron'ın tehdidini İngiltere devletinin ya da bağlı bulunduğu partinin politikasının yansıması olarak düşünmemiz gerekir. Üstelik Cameron'ın İngiliz derin aklını temsil ettiğine yönelik ciddî bir kanaat var. Cameron, Muhafazakâr Parti'nin genel başkanlığını da yapmıştı. 2024'teki seçimlerde partisi kaybetti ama o, Lordlar Kamarasındaki koltuğunu korudu.

Camerun'ın uluslararası mahkeme başsavcısını tehdidiyle ilgili yoğun bir tartışmanın açılması gerekirdi. Bizdeki liberaller bir zamanlar hukuk ve hassaten uluslararası hukukla ilgili görüşleriyle ayırt edilirlerdi. Onlar, Batı demokrasileri ve hukuk sistemleriyle ilgili yayınlarında İngiltere ve ABD hakkında övgü dolu sözler sarf ederlerdi. Bu alışkanlıkları hâlâ devam ediyor. Övgüler Almanya ve Fransa'ya da dağıtılırdı. Daha da açık söyleyelim, liberal muhafazakârların, milliyetçi ve dindar çevrelerin bugün durduğu yer dahi liberal demokrasi ve Batı hukuk sistemine yönelik övgüler üzerine bina edilmiştir. Bu kesimlerin en azından bu sistemi koruma adına sahaya atılmaları gerekirdi. Çünkü sonuçta feda edecekleri ancak birkaç kişidir. Ne yazık ki bu yönde bir çıkış göremedik. İngiltere'de de Cameron hakkında yazanlar yeri göğü inletemedi. Cameron ise açıklama yapma gereği bile duymadı. Hatta o dönemde İsrail'in soruşturulması nedeniyle İngiltere'yi UCM'den çekmekle tehdit etmiş. İlave olarak "Cameron; Han'a, Netanyahu ve Gallant için tutuklama emri başvurusunda bulunmanın hidrojen bombası atmak gibi olacağını söylemiş". Cameron'ın bir cümlesi daha ilgi çekici: "Dünya buna hazır değil."