Geçen hafta Beyrut Amerikan Üniversitesi'nin BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese'nin üniversite kampüsünde konuşma yapmasını engellediği yönünde bir haber yayıldı. Haber önemliydi zira adı geçen üniversite benzerleriyle birlikte "Ortadoğu" kavramının şekillenmesi de dâhil olmak üzere Doğu Akdeniz'in dönüşümünde büyük rol oynadı. Kolonyal dönem farklı bağlamlarda tekrar tekrar incelenecektir fakat "elit tabaka"yı yetiştiren bir kurumun kapılarını farklı fikirlere kapatması oldukça ilginçtir. Şimdiye kadar bu ve benzeri kurumlar yetiştirdikleri elit tabakanın Batı değerlerini temsil etmesiyle övünür ve üstün bir pozisyonda olmayı başarırdı. Bu değerlerin neler olduğu da aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Kuşkusuz "uygarlaştırma misyonu" bir dünya görüşünün yansımasıydı. Oryantalist araştırmalar da bu hâkim bakış açısına göre yapılırdı. Dolayısıyla "tarihsiz ve edilgen" bir pozisyonda olan Doğu'nun Batı değerlerine açılması ve bunun için de birçok ev ödevinin tamamlanması gerekiyordu. Elit tabaka kabahatin bizde olduğu yönündeki inancı benimsedi. Beyrut Amerikan Üniversitesi gibi özgürlükleri temsil eden kurumlara sahip olamadığımız için hayıflanmalıydık.
Aslında şok dalgası Ukrayna savaşı ile başladı. Avrupa kütüphanelerinde Tolstoy ve Dostoyevski gibi Rus ediplerinin eserleri imha edildiğinde hadiselerin Beyrut Amerikan Üniversitesi gibi kurumları dönüştüreceği tahmin edilebilirdi. Filistin taraftarlarının Avrupa ve Amerika üniversitelerinde ve meydanlarında polis mukavemeti ile karşılaşması değişimin büyük bir dalgaya dönüştüğünün kanıtıydı. Daha da ileriye gittiler. İngiltere gibi merkez bir ülkede Filistinliler lehine gösterilere katılmak terör faaliyeti olarak kategorize edildi. Bizde özellikle 90'lı yıllardan itibaren Anglosakson liberalizminin bağnaz taraftarları Batı değerlerine adeta dinî bir anlam yüklemişlerdi. Bugün doğal olarak Batılı değerlerle ilgili bu yeni durum hakkında liberalizme iman edenlerin konuşması gerekirdi. Sorunun Tolstoy ve Dostoyevski gibi Rus ediplerin eserlerinin yasaklanmasıyla sınırlı kalmayacağı belliydi. Avrupa merkezli dünyanın yıkılmakta olduğunu gördükleri andan itibaren sarsıcı bir değişim yaşamaya başladılar. Şok dalgasının Beyrut Amerikan Üniversitesine ulaşması uzun sürmedi. Artık geleceğe yönelik olarak elit bir tabaka yetiştiremeyeceklerini biliyor olmalılar. Bu sebeple kapıları farklı fikirlere kapatmayı tercih ettiler. Avrupa kütüphaneleri imha ederken bunlar kapanmayı tercih etti. Bu da sembolik bir tutumdur.
Beyrut Amerikan Üniversitesinin uzun bir geçmişi var. Bu üniversite Suriye Protestan Koleji adıyla 1866'da kuruldu. Protestan misyonerler denildiğinde akla ilk önce Siyonizm'in gelmesi tesadüf değildir. Birçok defa dile getirdiğimiz gibi Siyonizm, Protestanlar arasında ortaya çıktı. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Protestan misyonerleri İngiltere'nin Doğu Akdeniz siyasetinin bir sonucu olarak Osmanlı coğrafyasına akın etmeye başladı. Oryantalist literatür bu misyonerlerin izlenimleriyle dolup taştı. Filistin'de bir Yahudi kolonisi fikri de 19. yüzyıl İngiliz hariciyesine aittir. Beyrut Amerikan Üniversitesi bu fikri miras olarak benimsemiştir. Protestan misyonerler tarafından kurulan bir üniversitenin, Siyonizm'in ve İsrail'in karşısında duran dünyaca ünlü raportörü kampüse almaması kuruluş değerlerine dönüş anlamına gelir. 20. yüzyılda adı geçen üniversitenin kurucu fikirleri propaganda amacına uygun olarak görünmez kılınmıştı.

4