Batı ittifakı içinde ayrışma ve yol ayrımı

İran'a yönelik ABD-İsrail saldırılarına İngiltere ve Almanya gibi ülkeler açıktan destek vermekten kaçındı. Gerçi İngiltere bu saldırlar sırasında da üslerini hem ABD'ye hem İsrail'e açtı ve lojistik destek imkânları sundu fakat fiilen saldırılara katılmak istemedi. Hatta yer yer şaşırtıcı bir şekilde Almanya dahi ABD ile arasına mesafe koymaktan çekinmedi. İran'a yönelik ABD-İsrail saldırıları başladığında İngiltere de dâhil olmak üzere Kuzey Avrupa ülkeleri, ezici üstünlük algısı ile saldırılarda yer alamamanın üzüntüsünü yaşamıştı. Çünkü ilk iki üç günün ortaya çıkardığı dehşet, ABD ve İsrail'in durdurulamayacağına dair bir izlenime yol açmıştı. Bu dengesiz durum kısa zamanda değişti. İran hem İsrail'i hem de ABD-İsrail'in lojistik ağlarını vurmaya başladı. Avrupa ülkelerinin ABD karşısındaki tutumu da böylelikle değişmeye başladı. Belki de görünür hâle geldi. Fakat bu durum Filistin'e yönelik saldırılar için geçerli değildir. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Kuzey Avrupa ülkeleri ABD ve İsrail'in Filistin'e yönelik kolonyal yayılmacı saldırganlığını koşulsuz desteklemeye devam etti. İngiltere ve ABD arasındaki dönemsel ayrışma veya yol ayrımı da İran'a yönelik saldırılarla ilişkilidir. Filistin'e yönelik saldırılarda ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa'nın birlikteliği devam etmektedir. Filistin'e yönelik kolonyal ve emperyal saldırılar daha genel planda Batı ittifakı içinde bir ayrışma veya yol ayrımına sebep oldu. İrlanda, İspanya ve kısmî olarak İtalya'nın Protestan ve Anglosakson ittifakından uzaklaşması bu çerçevededir. Zaman içinde Katolik dünyanın ruhanî lideri de bu ayrışmaya dâhil oldu.

Katolik dünyanın Filistin'e yönelik kolonyal yayılmacı saldırılarla ilgili olarak ABD ve İngiltere'den ayrışması ciddi bir yol ayrımına işaret ediyor. Latin Amerika ülkelerinin önemli bir kısmının da bu ayrışma ve yol ayrımına destek olduğu görülüyor. Fakat başta İngiltere olmak üzere Almanya ve Fransa'nın İsrail'e desteği devam ediyor. Özellikle İngiltere'de İsrail'i destekleme çerçevesinde yasal düzenlemelere başvurulması, kararlılık göstergesidir. İngiltere, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi Batı ittifakı içinde ortaya çıkmış kurumların kararlarını dahi görmezden geliyor. Bu doğrultuda Filistinlileri destekleme eylemlerine getirilen yasakların çerçevesi genişletiliyor. İngiltere'nin soykırımdaki ortaklığı üzerine konuşulması suç olarak kabul ediliyor ve İsrail ile soykırım kelimelerinin yan yana getirilmemesi isteniyor. Bunlar alıştığımız düşünme biçimlerine sığmayan hadiselerdir. Biz daha çok Avrupa devletlerinin ve tabiatıyla İngiltere, Almanya ve Fransa'nın Yahudi gücüne boyun eğdiğini düşünürüz. Fakat ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları boyun eğme durumunun sorgulanması gerektiğini herkese gösterdi. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları Anglosakson ve Protestan ittifakı içinde bile ayrışmalara yol açtı. Eğer boyun eğme durumu geçerli olsaydı bunun İran'ı da kapsaması gerekirdi. Artık dünyanın herhangi bir yerinde Batı medeniyetinin erdemlerine ve üstünlüğüne dair görüş bildiren kimse kalmadı.