Barrack'ın mesajı ve Şark Meselesi'nin tarihî derinliği

Trump'ın Ankara Büyükelçiliği'ne atadığı Tom Barrack'ın bir mesajı çoğu kimsenin dikkatini çekmiştir. Barrack, Avrupa ve ABD ile Şark dünyası, yani bizim Osmanlı coğrafyasının yüz yılı hakkında bir değerlendirme yapmış. Onun değerlendirmesinin giriş bölümü şu şekilde: "Batı, bir asır önce haritalar, manda yönetimleri, çizilmiş sınırlar ve yabancı yönetimler dayattı. Sykes-Picot Suriye'yi ve daha geniş bir bölgeyi barış için değil emperyal kazanç için böldü. Bu hata nesillere mal oldu. Bunu bir daha yapmayacağız."

Barrack'ın değerlendirmesi günübirlik gelişmeler çerçevesinde ele alınırsa işaret edilen hadiselerin tarihî derinliği kaybolur. Zira atıf yapılan olaylar meşhur "Şark Meselesi"nin en azından bizim için hüzün veren parçalarıdır. Bilindiği gibi Şark Meselesi Osmanlı devletinin tasfiyesi anlamına gelmekteydi. Osmanlı coğrafyası üzerinde bir hâkimiyet mücadelesi vardı ve bu mücadele Birinci Dünya Savaşı ile birlikte nihai aşamaya ulaştı. Barrack'ın "Batı müdahalesi" ile kastettiği ve günümüze kadar devam eden hadiseler ise Şark Meselesi'nin devamına işaret eder.

Travma kavramını sosyal ve siyasî hadiseler için kullandığımızda psikolojik boyutlar akla geliyor. Zaten kavramı kullananlar da hadiselerin üzerimizde bıraktığı psikolojik etkilere işaret ediyor. Bunun ne kadar doğru bir tanımlama olduğuna yönelik tartışmayı bir kenara bırakıyorum. Kişisel olarak bu türden büyük olayları psikolojik boyutlara indirgemenin sorunlu olduğuna inanıyorum. Bu sebeple uzun bir zamandır "kabahati kendimizde arayalım" gibi esasen gerçeklikten uzaklaşmaya yol açan bir tutuma dikkat çekmeye çalışıyorum. Bu, içe dönük bakışın yol açtığı sorunlar çok geniş çerçevede tartışılacak kadar derinlerdedir. Kabahati kendimizde arayalım söylemi hadiseleri ve onlara yön veren fikirleri bir kenara bırakan psikolojik bir tutumdur. Bu tutumun süreklilik kazanmış bir matem anlayışından doğduğunu söyleyebilirim. Hâsılı Tom Barrack'ın atıf yaptığı olaylar silsilesi "kabahat" kavramının dışında kalan bir gerçeklik dünyasına aittir ve yapılarla alakalıdır. Bilimci değilim ama bu olaylar dizisinin dâhil olduğu yapılar ilmî bir bakışı gerekli kılar.

Barrack "bir asır, haritalar, manda yönetimleri, Sykes-Picot ve emperyal kazanç" derken elbette ABD tarihi ekseninde konuşuyor. Bu da Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde ortaya çıkan ABD merkezli dünya anlamına gelir. Barrack'ın kavramları Suriye'nin içinde bulunduğu hadiselere ve tarihe atıftır. Bilindiği gibi Filistin de vilayetler şeklinde düzenlenmiş Suriye haritasının bir parçasıydı. Trump'ın Ankara Büyükelçisi nesillere mal olan bir hatayı tekrarlamayacakları yönünde bir taahhütte bulunurken aslında düzensizliğe ve haksızlıklara sebep olunduğunu ifade etmiş oluyor. Bu ifadeleri de psikolojik boyuta indirgememek gerekir. Çünkü Barrack'ın bahsettiği müdahaleler Suriye'de bir milyon kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin yer değiştirmesine sebep oldu. Devam eden yayılmacı "mandacılık" sistemi ise Filistin'i tam anlamıyla yıkıma götürdü. Peki, Barrack ne demek istiyor Dilinin altında bir bakla var mı Barrack gönül almaya mı çalışıyor yoksa bir sistemin çöküşüne mi işaret ediyor