Birleşik Arap Emirliklerinin Batı'da İslam'ın imajına yönelik karalama kampanyalarını yönettiği ve finanse ettiği yönünde bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Görünüşe göre bu, oldukça şaşırtıcı bir bilgidir. Çünkü BAE Arap, Müslüman ve Arap coğrafyasına ait bir ülkedir. Bilginin şaşırtıcı olması da buradan kaynaklanıyor. Arap, Müslüman ve Arap coğrafyasına ait bir ülkenin İslam'a ve Müslümanlara yönelik olumsuz yaklaşımların içinde yer almaması gerekirdi. Üstelik Batı'da bu tarz kampanyalarda Siyasal İslam ve İslamcılık gibi ideolojik kavramlar öne sürülür, bu kavramlarla özdeşleştiği kabul edilen İslâmî gruplar hedefe konulurdu. Yayılan haberlere göre BAE, bir tutum değişikliğine giderek İslam'ı ve Müslümanları sorunun kaynağı olarak göstermektedir. Bunu, BAE'nin bağımsız bir faaliyeti olarak görmemek gerekir. Böylesi gelişmeler çok daha geniş bir kampanyanın parçasıdır.
Burada önce Birleşik Arap Emirlikleri niçin böyle bir kampanyanın içinde yer alıyor sorusunun cevabını bulmamız gerekir. Bilindiği gibi BAE; Libya, Somali, Sudan, Filistin ve Yemen'de uluslararası güç odakları ve hassaten de İngiltere ve İsrail ile birtakım ortaklıkları ile öne çıkıyor. Daha önceki bir yazıda BAE'nin geçen yüzyılda bir İngiliz kolonisi olduğunu söylemiştik. Somaliland'in İsrail tarafından bağımsız bir ülke olarak tanınmasından sonra BAE'nin bu özelliğinin bugünü anlamak açısından önemli olduğunu da ifade etmiştik. Haddizatında Libya'nın bir bölümü, Sudan, Somaliland, Filistin ve Birleşik Arap Emirlikleri de geçen yüzyılın ortalarına kadar İngiltere'nin kolonileriydi. Aden ise İngiltere Kraliyet Kolonisi idi. İngiliz kolonyalizmi bu ülkeleri ve şehirleri bir araya getiren asıl bağlamdı. Bilindiği gibi Filistin de 1920'den 1948'e kadar İngiliz kolonisiydi. Fakat BAE ve Filistin kolonileri diğerlerinden önemli ölçüde farklılaşmıştır. Filistin topraklarında kurulan manda yönetimini İsrail devralmış, BAE ise kolonyal niteliklerinde sarsıcı değişimler olmadan günümüze kadar gelmiştir. Diğer kolonilerde bağımsızlık mücadelesi veren gruplar devamlık içerisinde varlığını sürdürmeyi başarmıştır. İsrail'i İngiliz kolonyalizminin başarısı olarak görmek gerekir. BAE ise İsrail'e öykünerek aynı başarıyı elde etmeye çalışan bir yapıdır.
Oryantalizmi milletler arasındaki kültürel farklılıkların karşıtlığından beslenen organik bir önyargı şeklinde değerlendirmek yanıltıcıdır. Batılılar Doğu hakkında şunları düşünüyor, Doğulular da bunları düşünüyor gibi kaba bir tasnif işe yarar bir çerçeve sunmaz. Oryantalizmi kolonyalist ve emperyalist hegemonyanın aracı olarak görmemiz gerekir. Gertrude Bell'in istihbarat faaliyetlerini oryantalist bilgiden ayrıştırmak kolay değildir. Aynı şekilde Gertrude Bell'in faaliyetleriyle vakıf malları üzerine yapılmış iyi bir akademik çalışma birbirinden ayrı düşünülemez. Kolonileştirme, bilginin yeniden düzenlenmesini de içerir. Dolayısıyla BAE'nin Batı'da İslam'ın imajına yönelik karalama kampanyasını bilginin yeniden düzenlenmesi bağlamında ele almak gerekir. Bunun sonuçları üzerine düşünmek de oksidentalizm değildir.

5