Yirminci yüzyıla damgasını vuran iki büyük savaş emperyalist Avrupa devletlerinin rekabetinin sonucuydu. ABD de bağımsız bir güç olarak bu rekabete katıldı. Avrupa devletleri 1870'ten sonra kendi aralarında bir barış dönemi tesis ettiklerinde bütün güçleriyle diğer kıtalara saldırdılar. Avrupa ülkeleri kendi aralarında belirli kurallar çerçevesinde barışı tesis ederken rekabeti ve savaşı ötekilerin alanına taşıdılar. Bu sebeple 1871'den sonra uzun bir dönem Avrupa içinde savaş görülmezken dünyanın farklı bölgelerinde emperyalist ülkelerin yol açtığı savaşlar ölümcül sonuçlar doğurdu. Birinci Dünya Savaşı'nda bu ölümcül sonuçlar Avrupa içine de yansıdı. Fakat Büyük Savaş'ta Avrupa için nihaî kararı veren ABD idi. Amerikalılar Avrupa'nın galiplerini tayin ederken Avrupa dışında güçlü bir devlet kalmadı. Sovyetler de Batı dünyası içindeydi. Buna rağmen emperyalist ülkeler Doğu ve Batı olmak üzere ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iki kutba ayrıldı.
Batı kavramı kendi içindeki ilişkilerden hareketle şekillendi fakat zamanla ötekileri de kuşattı. Bu bir süreçti ve zihniyet dünyamız kuşatma altında kaldı. Bu, aslında bir teslimiyet durumuna da karşı gelir. Buna rağmen eleştirel yaklaşımlardan kuşatıcı bir tanımlama çıkmadı. Zihnî sömürgeleşme gibi içeriği tam olarak tespit edilemeyen yapışkan kavramlar fikrî belirsizliklere sebep olmaktan öteye geçemedi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu ve Batı blokları içine sıkışıp kalmanın en yıkıcı sonucu Avrupa ve genel olarak da Batı dünyasının ideolojik olarak üstünlük kurmasıydı. Batı sistemi kendi içinde kurduğu yapıları küreselleştirerek Avrupa ve ABD dışında kalan dünyayı şekillendirdi ve dönüştürdü. İdeolojik teslimiyet ile bu değişim ve dönüşümün kapsamı kastedilmektedir. Liberal demokrasinin en temel kavramları gittikçe yayıldı. Batı ya da dünya sistemi iktisadî olarak genişlerken ideolojik olarak da yayılmacıydı.
Avrupa ve ABD dünya sistemine hâkim oldukları müddetçe kendi içinde ideolojik bir ayrışma yaşamadı. Dünya sisteminin içerideki muhalifleri de küreselleştikçe neredeyse bütün dünya Avrupalılaştı. Dünya sistemi muhalifleriyle birlikte bir merkezden çevreye doğru hâkimiyet sahasını genişletti. Fakat "Batı ve Ötekiler" şeklindeki ayrımda herhangi bir esneme olmadı. Batı'nın bir merkezden çevreye doğru yayılma sürecinde hâkim ideoloji her zaman liberal demokrasi idi. Özgürlükler bu merkezlerden çevreye doğru ilerlemeye alan açıldığı müddetçe anlam taşımıştır. Liberal demokrasi, Batı'nın üstünlüğüne bağlıydı. Batı dışındakiler Avrupa değerlerine inandı fakat yine de arada birtakım şüpheli durumlar gün yüzüne çıkıyordu. Örneğin Bosna ve Ruanda gibi tamamen Batı dışında kalan alanlarda ortaya çıkan büyük facialar, Batı'nın kuşatıcılığı fikrine karşı şüphe uyandırdı. Buna rağmen bu büyük soykırımlar çifte standart kavramı ile geçiştirildi. Oysa Avrupa devletleri ve ABD için bu büyük soykırımlar karşısında takip edilen siyaset çifte standart tanımına uygun değildi. Ötekilerin durumunu tanımlamak için başka kavram setleri vardı. Sebebi ne olursa olsun ötekilerin yaşadığı sorunlar, Batı'yı meydana getiren kurumlar ve ideolojiler açısından bir sorun teşkil etmedi. Ukrayna ve Gazze'de ise bu durum tamamen değişti.

173