Emy Kaplan'ın, başlığını, "Bizim Amerikalı İsrail'imiz" şeklinde tercüme edebileceğimiz kitabında geçen bir cümleyi son yazıda Yeni Şafak okurlarıyla paylaşmıştık. Kaplan'ın cümlesi şu şekildeydi: "Yerleşimci kolonyalizmin paralel tarihleri, Amerika'nın İsrail ile özdeşleşmesinin temelini oluşturmuştur." 7 Ekim 2023'ten sonra İsrail'in Filistin'de işlediği soykırım ve etnik temizlik suçları da dâhil olmak üzere bütün savaş suçlarını sıralarken bunlardan sadece Siyonist Yahudilerin sorumlu olmadığını sürekli olarak tekrar etmeye çalıştık. Bu çerçevede İngiltere ve ABD'nin Siyonistlerin işlediği suçlardan birinci derecede sorumlu olduklarını hatta daha ileri olarak bu ülkelerin doğrudan fail olduklarını birçok defa gündeme getirdik. İsrail Amerika ilişkilerini tahlil etmek isteyen bir kimse için alıntıladığımız cümlede bu özdeşleşmenin gerekçesi de verilmiştir. Fakat Türkiye'de kahir ekseriyet Yahudi gücü üzerinde duruyor; İsrail'in ABD ve İngiltere'yi, Almanya ve Fransa'yı yönettiğine inanıyor. Hâlbuki başta ABD ve İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde bu ilişkilerle ilgili, Emy Kaplan'ın kitabında ifadesini bulduğu gibi, bizden daha ileri cümleler kuruluyor, İsrail'in ABD ve İngiltere için bir ayna vazifesi gördüğüne inanılıyor. Kitapta da geçen ayna metaforu İsrail ile Anglosaksonlar ve Protestan Avrupalılar arasındaki ilişkiyi anlamak için de çok önemlidir. Çünkü bu metafor bize nereye niçin bakmamız gerektiğini de söylüyor.
Yerleşimci kolonyalizm bizde yaygın olarak kullanılan sömürgecilik kavramı ile uyuşmuyor. Kelimelerde anlam yumuşaması adıyla bilenen bir durum yok fakat anlam daralması ve değişmesi vardır. Sömürgecilik kavramı müstemleke kavramının birçok anlamını kapsam dışında bırakıyor. Nitekim kavramın günlük kullanımında bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının istismarının işaret edildiğini fark etmek hiç de zor değildir. Bu ise fikrî bağlamı tamamıyla ortadan kaldırıyor. Yerleşimci kolonyalizmde geçen "yerleşimci" kavramı da birçok kimsenin düşündüğünün aksine herhangi bir olumlu anlama sahip değildir. Uluslararası anlaşmalarda ve hukukî metinlerde yerleşimcilik suç olarak kabul edilmektedir. Yerleşimciler hususi bir insan grubudur. Yerleşimcilik kavramının yerine gasp ya da hırsızlık gibi başka kelimeleri koyduğumuzda sömürgecilik kavramında olduğu gibi bir anlam daralması olur. Böylelikle özellikle Batı Şeria'daki fiilî durumu işaret etmemiş oluruz. Bu da Emy Kaplan'ın kitabında ifadesini bulduğu gibi "yerleşimci kolonaylizmin paralel tarihleri" bağlamını gündemden düşürür. Sonuçta bağlamı kaybederiz. İsrail meselesini analiz etmek için asıl mühim olan ise bağlamdır. Bu bağlam, ayna metaforunun niçin çok değerli olduğu sorusuna cevap bulmamız açısından da önemlidir.
Bir yazıda konunun bütün boyutlarını ortaya sermek hakikaten kolay değil fakat İsrail ile özdeşleşmenin özellikle ABD açısından ne anlama geldiği üzerinde durmak gerekiyor. İsrail ile özdeşleşmeyi Yahudi gücüne boyun eğmek veya İsrail'in ABD ve Avrupa ülkelerini yönettiği önyargısına indirgemek, sorunun ideolojik ve sosyolojik boyutlarını tamamen göz ardı etmemize sebep oluyor. Siyonizm'i bir ideoloji olarak köklerini ve farklı yönlerini göz önünde bulundurarak tahlil etmek istediğimizde ikinci bir tuzakla karşılaşıyoruz ki o da meseleyi Yahudi ilahiyatı ve Yahudi tarihi bağlamına taşımaktır. Ne yazık ki bu takdirde de yerleşimci kolonyalizmin paralel tarihleri göz ardı ediliyor. Hâlbuki Siyonizm önce bir ideolojidir ve Protestan ahlakının doğrudan sonuçları arasında yer alır. Protestan ahlakı veya daha genel bir ifade ile Hıristiyan Siyonizm'i yeniden ele alınmadıkça İsrail ile özdeşleşmenin ideolojik ve sosyolojik boyutlarını fark etmek imkânsız hâle gelir. İdeolojik boyutu da ancak yerleşimci kolonyalizm bağlamında anlaşılır bir hâle getirebiliriz. İki buçuk yıldır kesintisiz olarak Gazze'de soykırım var ve Batı Şeria'da yerleşimci terörü kol geziyor. Ama Protestanlar İsrail'in kendini savunma hakkı diyor. Peki neden Bu inkâr, basit bir körlüğün sonucu mu yoksa ideolojik bir saplantının yansıması mı

14