ABD'yi Orta Doğu'da sonu gelmeyen savaşlara sürükleyen derin karanlık

ABD'nin yeni başkanı Trump'ın İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında, söylenen bir sövgüyü paylaşması herhalde çoğu insanın zihninde soru işaretlerine yol açmıştır. Bu sövgü Amerikalı ekonomi profesörü Jeffrey Sachs'a aitti. Sachs'ın cümlesinden sövgüyü çıkardığımızda geriye kalan kısmı şu şekildedir: "Netanyahu, ABD'yi Orta Doğu'da sonu gelmeyen savaşlara sürükleyen derin karanlık biridir." Cümleden sövgü kısmını çıkarmamızın hiçbir sakıncası yok. Hem ne söylenmek istendiği hem de böyle bir cümlenin ABD'de söylenmesinin ne anlama geldiği üzerinde durmak gerekir.

7 Ekim 2023'e kadar ABD-İsrail ve İngiltere-İsrail ilişkisini hiyerarşik bir şema ile göstermek isteseydik herhalde İsrail, Yahudi sermayesi, Yahudi zenginler ve aynı bağlamda küresel sermayeyi tepe noktaya yerleştirmemiz gerekirdi. Bu hiyerarşik piramide göre Yahudilerce yönetilen bir dünya algısı ortaya çıkacaktı. Bu, özellikle bizim için çok da şaşırtıcı bir tablo değil. Geçmişte, zihin dünyamız bu türden yorumlara fazlasıyla açıktı. ABD başkanlarının Yahudi lobilerinin sözünden çıkamadığı düşünülüyordu. Hadiselerin seyrine bakıldığında bu, çok da yanlış bir algı değildi. Eğer derin yapıya yönelik araştırmalar yapılsaydı yanıltıcı bir algıya maruz kalındığı görülürdü. Fakat güçlü İsrail ve güçlü Yahudiler dönem ruhu açısından oldukça önemliydi. Böyle bir algıyı farklı bağlamlarda sorgulamak gerekir. 7 Ekim'den sonra ise hiyerarşik şemaların gerçeklikle ilişkisi sorgulanmaya başlandı. Her şeyden önce bütün dünyada Siyonizm ile Yahudilik birbirinden ayrı görülmeye başlandı. Bu, son derece önemli bir gelişmeydi.

ABD'de Siyonist lobilerin gücü hakkında ortalıkta dolaşan rivayetler doğru olsaydı Jeffrey Sachs'ın üzerine ateşler yağması gerekirdi. Fakat öyle olmadı. ABD'nin seçilmiş başkanı Trump, Sachs'ın sosyal medya mesajını yeniden paylaştı ve onun üzerine de ateşler yağmadı. Lobilerle ilgili çalışmalarda İsrail başbakanlarının ABD siyaseti üzerindeki etkisine de yer verilir. Şimdi ise Trump'ın kadrosundaki Yahudi ve hatta Siyonist olduğunu bildiğimiz figürlerin çokluğuna rağmen İsrail başbakanı istiskal edildi. Bu çerçevede ateşkes anlaşması üzerinde Trump etkisi üzerinde duruldu. Birinci başkanlık dönemini bilenler Trump'ın Siyonizm'e düşman olmadığını, hatta taraftar sayılacağını da hatırlayacaktır. Fakat Netanyahu ve İsrail, Trump'ın ve ABD'nin baskısına boyun eğmek zorunda kaldı. Bu, hiyerarşik şemanın çok da doğru çizilmediğini gösterir.

Jeffrey Sachs'ın "Netanyahu, ABD'yi Orta Doğu'da sonu gelmeyen savaşlara sürükleyen derin karanlık biridir." şeklindeki sözü bir ayrışmanın en kaba çizgilerine işaret ediyor. Sachs, ABD'yi öne çıkaran bir yaklaşım sergilemiş ve bu da Trump'ta yankılanmıştır. Eğer önümüzde lobilerin tarihi üzerine bir kitap olsaydı AIPAC üyeleriyle ilgili olarak "duyduklarına inanamadılar, öfkeden deliye döndüler" gibi cümleleri okurduk. Fakat bunun yerine Trump'n İsrail siyaseti üzerindeki etkisi daha çok konuşulmaya, İsrail'in bağımız hareket kabiliyeti sorgulanmaya başlandı. Bu yeni gerçeklik ise bildiğimiz dünya ile uyuşmuyor.