Yoksa kayısıları mı beğenmediniz

Kayısı, yağmur, çocuk sevgisi—tüm bu nimeti alkış tutuyoruz ama namaz kılmıyoruz; bu vefasızlık mı, yoksa nimetin sahibini tanımanın başka yolları var mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, insanların hayatında sayısız nimete sahip olduğunu, ancak bunlara karşı namaz kılmadıklarını iddia ederek bu tutarsızlığı sorgulamaktadır. Bu iddiayı, tanrısal yaratılışın mükemmelliğine ve insanın şükretme yükümlülüğüne dayanarak ileri sürmektedir. Peki, bir nimetin sahibine şükretmenin tek yolu ibadet mi, yoksa hayatımıza onun varlığını tanıyarak yaşamak yeterli değil mi?

Sahi, yoksa kayısıların o gün ışığı rengini, bal tadını, latif kokusunu mu beğenmediniz Yoksa bulutun damarlarında süzülüp gelen yağmurun berraklığı mı hoşunuza gitmedi Size lütfedilen o muazzam donanımı; parmağı, tırnağı, iç organları, gözü, kulağı ya da burnu mu kusurlu buldunuz

Yoksa size emanet edilen aklı, bedeninizi, o bedenin her zerresine nüfuz eden ruhunuzu ve varlığınızı süsleyen derin duyguları mı beğenmediniz Yaprağın yeşiline, çiçeklerin rengarenk cümbüşüne mi itirazınız var Eğer öyle değilse, neden namaz kılmıyorsunuz

Sanki size verilmiş bir söz vardı da tutulmadı mı Namaz kılmayarak adeta sessiz bir protesto içindesiniz. Oysa nereye baksanız bir kusur göremiyorsunuz; nereye baksanız lüzumsuz tek bir şeye rastlayamıyorsunuz. Her şey ruhunuza, duygularınıza ve gözünüze hitap edecek bir mükemmellikteyken, bu ilgisizlik neden

Görünen o ki, aslında bir şeyleri beğenmiyorsunuz... Ne kayısıyı, ne şeftaliyi, ne portakalı, ne o kristalize buzu, ne yağmuru, ne de bulutu... Konuşmayı, yürümeyi, oturup kalkmayı, hatta düşünmeyi dahi beğenmiyorsunuz ki kulluk vazifeniz olan namazdan uzak duruyorsunuz. Aslında namazsızlık, bir yönüyle derin bir memnuniyetsizliğin ifadesidir.

Peki, bizim Allah'tan ne alacağımız var ki memnuniyetsiz olalım Hangi hakla gönül koyalım, naz yapalım ya da –hâşâ– küsüp O'ndan uzaklaşalım Tam tersine; o kadar çok aldığımız, o kadar karşılıksız verilmiş nimet var ki... Zaten tüm bunlar, bize namaz kılmak için büyük bir gayret, aşk ve şevk vermesi gerekmez mi

Yoksa Güneş'in muazzam bir lamba, Ay'ın gecemize renk katan zarif bir kandil olmasını mı beğenmediniz Mevsimlerin bir resitâl gibi peşi sıra gelip bizim için dönmesini mi takdir etmediniz Parlak bir gökyüzünde parıltılarla bize tebessüm eden yıldızlar mı hoşunuza gitmedi de namazdan uzak duruyorsunuz

Yoksa Dünya'nın o muazzam süratiyle savrulmadan ilerlemesini; binalarımızın, eşyalarımızın ve bizim yerimizde sarsılmadan, güvenle durmamızı mı beğenmiyorsunuz Her şey o kadar dakik, o kadar ölçülü ve intizamlı yaratılmış ki; bakıp da 'Sübhânallah' diyerek hayret etmemek, 'Elhamdülillah' diyerek şükürle secdeye varmak büyük bir memnuniyetsizlik değil midir

Sıradan bir davetten çıkarken, yapılan basit bir ikram için teşekkür etmemeyi 'ayıp' sayan bizler; tüm bu güzellikleri bizim için yaratan Allah'a şükretmemeyi, O'nu tesbih etmemeyi nasıl izah edebiliriz Bu öyle bir ayıptır ki, yarın huzurda utancımızdan başımızı kaldıramayız. O gün vakit çok geç olmuş olur. Allah bizi vaktinde uyananlardan, erkenden teşekkür borcunu eda edenlerden ve namazı aşkla kılanlardan eylesin.

Hangi mezbahadan gidip dilimizi satın alabildik Hangi antikacıdan o en zarif duyguları edindik Hangi yedek parçacıdan gözlerimizi, kulaklarımızı veya parmaklarımızı temin ettik Gözümüzü dünyaya açtığımızda tüm bunları üzerimizde bulduk. Merhameten verildi, merhameten takıldı ve merhameten "insan" olarak yaratıldık. Taş, toprak, böcek ya da kuş da olabilirdik; ama biz akıl, şuur ve ulvi duygularla donatılmış birer insan olarak var edildik.