Seven konuşur

Sevenin sevdiğini, onun bizimle konuşmasından anlarız. Seven susmaz; gönlündekini dile döker, kelam eder, iltifatta bulunur. Sesin ve sözün olduğu her yerde, aslında gizli bir muhabbetin izi vardır.
Cenab-ı Hak, bizleri bu dünyada her türlü nimetle sevdiğini zaten bizelere ilan ediyor. Çiçeklerin renkleriyle, kuşların cıvıltısıyla, arıların balıyla, bulutların gölgesiyle ve güneşin sıcaklığıyla O'nun bizi ne denli sevdiğini anlarız. Ve tüm bunlar birer delil ve mühür olur. Ancak Allah, bu sevgisini sadece sessiz ayetlerle bırakmamış; bir de kelâmı ile taçlandırmıştır. Bize Kur'an-ı Kerim'i göndererek ve Hz. Peygamber'i (s.a.v.) elçi kılarak adeta bizimle "konuşmuştur." Allah, bizi sevdiğini daha nasıl göstersin
Kur'an-ı Kerim, Üstad'ın ifadesiyle; "Şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesidir." Yani o, sadece bir kitap değil; sonsuz rahmet sahibinin bizlere olan ezeli seslenişidir. Yine Sözler'de belirtildiği gibi; "Rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir."
Kur'an, insanoğluna Allah'ın en büyük lütfu ve en zarif iltifatıdır. Düşünün ki; bir yere misafirliğe gidersiniz, orada izzet ikram görürsünüz ama ev sahibi sizinle tek kelime konuşmaz. İnsan oradan mahzun döner; "Benimle konuşmadı, beni muhatap almadı" der. İnsanı asıl mutlu eden şey, muhatap alınmasıdır. Hele ki bu hitap yüksek bir makamdan geliyorsa, o irtibatın değeri paha biçilemez olur. İşte Kur'an okumak, tam olarak budur: Kâinatın Sultanı ile kelam etmek, O'nun iltifatına doğrudan muhatap olmaktır.
Eğer Allah bizimle kelam etmeseydi, kâinatın tılsımı ve varlığın anlamı bizim için hep gizli kalacaktı. Bizler henüz "açık ayetler" hükmündeki kudret mühürlerini okumakta zorlanırken, Kur'an imdadımıza yetişir. Yaratılan o sessiz harfleri, Kur'an'daki icaz ve mucize ile anlamlı cümlelere dönüştürürüz.