İftiracı karanlık adamlara cevaptır

Sokak Lambalarına Taş Atmak

1970'lerin Erzurum'unda, vaktimin çoğunu evde ders çalışarak ve kitap okuyarak geçirirdim. Bir gün sokağa çıktığımda, çocukların ellerindeki sapanlarla sokak lambalarına taş attıklarını gördüm. "Yapmayın, etmeyin" dediysem de dinlemediler; tam tersine beni de ikna edip taş atmamı sağladılar. Çocuk da olsa insan suça ortak arıyor; birilerinin aynı şeyi yapmasından güç alıyor, sanki o zaman suç biraz daha hafifliyormuş gibi hissettiriyor.

Şükürler olsun ki attığım taş lambaya isabet etmemişti. Eğer isabet etseydi, her hatırladığımda o hatıra vicdanıma isabet edip taşlayacaktı. Bugün isabet etmediği için nasıl şükrediyorsam; tam tersi olsaydı, o pişmanlık her hatırladığımda canımı yakacaktı.

Şimdi bu hatıra nereden mi aklıma geldi Bediüzzaman Hazretleri'ne ve Nur Talebelerine yönelik saldırılar yeniden hız kazandı. Bu durum bana şunu düşündürttü:

Bizler Ehl-i Sünnet olarak, son savaşta pek çok kusuru olmasına rağmen İran'ın yanında durduğumuz halde; bu karanlık adamlar, onca menfaat ve hayır görmelerine rağmen İslam davasının kahraman erlerinin karşısında duruyor, zındıka komitelerinin yanında saf tutuyorlar. Ellerinde sosyal medya sapanı; delil ve ispat güneşi olan, insanlığı aydınlatan o güçlü ışığa, Bediüzzaman'a ve talebelerine taş atıyorlar. Takır takır öten kuru oduna neden taş atsınlar ki Elbette iman meyveleri bolca olan Bediüzzaman'ı ve onun nadide talebelerini taşlayacaklar.

Çocukların sokak lambasını hedef alması gibi, Bediüzzaman'a saldırmalarının altında da aynı hazımsızlık yatıyor: Nur Talebelerinin ve Müslüman dava erlerinin sokağa çıkması, etraflarına ışık vermesi ve karanlığı dağıtması... Onların arzu ettiği; Risale-i Nur'dan kuvvetli bir enerji alan Nur Talebesinin ne sokağı ne de insanları aydınlatmasıdır. Çünkü onlar aydınlığı değil, karanlığı seviyorlar. Karanlıktaki gençleri istedikleri gibi yönlendirip kullanabildikleri için bu zifiri hali tercih ediyorlar. Aydınlık insanlara karşı geçmişten bugüne dinmeyen bir hınçla saldırıyorlar.

Işık Düşmanı Karanlıklar

Varlık âleminin Rabbi olan Allah'tan dileğimiz odur ki; bizleri hakkı hak bilip ona ittiba eden, batılı batıl bilip ondan içtinab edenlerden eylesin. Kainat, bir doğruluk ve hakikat üzerine duruyor. Bu iftiralara geçmişte en hakikatli cevaplar zaten verilmişti. Lakin çöplükte eşelenenler gibi; bir şey bulamadığında sadece toza toprağa sebep olan küffar artığı tipler, bugün yeniden eşeleniyorlar. Bu zevatın derdi hakikat bulmak olsaydı, Allah onları doğrudan ayırmazdı. Bunlar; "İmana ve Kur'an'a hizmet eden kahraman erlere ne kadar çamur sıçratabilir, onları milletin nazarında ne kadar küçük düşürebilirsek kardır" diyerek, iştahla hile ve oyunlarına devam ediyorlar.

Son günlerde sosyal medyada ve bazı basın organlarında; ömürlerini iman ve Kur'an hizmetine vakfetmiş Bekir Berk, Mehmed Fırıncı ve Mehmed Emin Birinci gibi merhum ağabeylerimiz hakkında fütursuzca ortaya atılan "ajanlık" ve "iş birliği" iftiralarını esefle takip ediyoruz. Onların ebedî hayatları adına acıyoruz; zira iftiraya uğrayanlar "ervah" âleminde kazanmaya devam ederken, iftiracılar cehennem locasının peşindeler.

Bu rahmetli ağabeyler, hayatları boyunca tek bir gaye gütmüşlerdir: İman kurtarmak. Şimdi ise kendilerini müdafaa imkânı olmayan vefat etmiş ağabeylerimize, "Biz ölmedik, Allah'ın yardımıyla hakikati müdafaa ederiz" gerçeğini düşünemeden saldırmışlar. Bu itibar suikastçıları, devletin sırlarını; MİT TIR'ları gibi düşmana peşkeş çekmeye çalışan hainlere tek kelime edemezken, vatan sevdalılarına dil uzatıyorlar.

Vatanına ve milletine sadık bu ağabeylerimize "ajan" diyen zibidilere sormak gerekir: Hangi ajan ömrünün yarısını taş duvarlar arasında, rutubetli hapishane köşelerinde geçirir Hangi dış güç elemanı, dünya namına dikili bir ağacı olmadan, "bir lokma bir hırka" felsefesiyle bu dünyadan göçüp gider