Dünya bugün, kaynakların yetmemesinden değil, merhametin ve adaletin tükenmesinden dolayı bir yangın yeri. Bakıyoruz; bir yanda uzayın derinliklerine sondalar gönderen, atomun nefes alışını izleyen "süper güçler", diğer yanda ise bu güçlerin parmağıyla kan ve gözyaşına boğulmuş bir coğrafya...
Bir devlet düşünün ki; yıldızların kalp atışını işitecek teknolojiye sahip olsun, galaksilerin sırrını çözmek için milyarlarca kilometre öteye gözünü diksin ama dönüp hemen yanındaki masumun hukukunu çiğnesin. Yakışmıyor! Uzaya uydu gönderen, kainatın işleyişindeki o muazzam hakikati anlamaya çalışan bir güce; kabadayılık yapmak, mafya gibi yol kesmek, ev basmak yakışmıyor. Gökyüzündeki o kusursuz nizamı görüp de, yeryüzüne fesat tohumları ekmek, devletlerin başına ihtilaller, milletlerin başına uyuşturucu musallat etmek, algı operasyonlarıyla halkları birbirine kırdırmak tam bir akıl tutulmasıdır.
Gerçek bir süper güç, gücünü adaletten almalıdır ki imparatorluğu daim olsun. Çünkü biliyoruz ki, zulümle abad olanın sonu berbat olur. Zulmü yaşatan bir güç, tarihin hiçbir döneminde ayakta fazla duramamıştır. Amerika ve onun gibi zalimliğe soyunanlar bilmelidir ki; bu gidişatın sonu yıkımdır. Gönül ister ki, bu felaketler yaşanmadan, mazlumların ahı göğe yükselmeden o idareciler bu kirli siyasetten vazgeçsinler. Arkalarından nefretle değil, hayranlık ve minnetle söz ettirsinler.
Biz bu "insanca yaşatma" sanatını ecdadımızdan, Osmanlı'dan gördük. Osmanlı, at sürdüğü topraklara bir emperyalist gibi değil, bir hadim, bir hizmetkâr gibi gitti. Gittiği yere yolu, köprüyü, aş evini ve en önemlisi adaleti götürdü. Kimsenin diline pranga vurmadı, kimsenin inancına dokunmadı. Kilisesini de havrasını da tamir etti; "Sen, sen olarak kal ama huzur içinde yaşa" dedi. Bugün Kuzey Afrika'ya bir bakın! Asırlarca Osmanlı himayesinde kalan Cezayir'de, Tunus'ta insanlar hâlâ kendi dillerini konuşuyor. Ama Fransa gibi modern cellatların dokunduğu her yerde ne dil kaldı, ne kültür, ne de huzur...
Benim feryadım şahsi bir öfke değil, evrensel bir adalet çağrısıdır. İran'ın politikalarını sevmem, İslam'ın önüne çıkardığı engellere kızarım; ama bu, onun bağımsızlığının ihlal edilmesini istememi gerektirmez. Benim adaletim, sevmediğim için de geçerlidir. Amerika'nın da, Çin'in de evine ateş düşmesin; herkes haddini bilsin, herkes kendi tabağından yesin ve herkesin hukukuna saygı duyulsun.

15