Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin Mektubat isimli eserinde beyan ettiği Beş Tabaka-i Hayat hakikati, ilk bakışta görünen ve görünmeyen âlemdeki farklı varlık boyutlarını ve ruhların ahvalini izah eden ilmî bir tasnif gibi görünür. Birinci tabakada bizim de dâhil olduğumuz bildiğimiz beşerî hayat; ikinci tabakada Hz. Hızır ve Hz. İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatı; üçüncü tabakada Hz. İdris ve Hz. İsa Aleyhimesselâm'ın melekutî hayatı; dördüncü tabakada şehitlerin hayatı ve beşinci tabakada ise ehl-i kuburun ruhani hayatı sıralanır.
Ancak bu sıralamaya tefekkür penceresinden bakıldığında, insanın kulluk yolculuğuna ve manevî terakkisine dair çok derin bir ilham ve irşat hakikati belirir.
Birinci tabaka-i hayatta bulunan insan; yemeye, içmeye ve birtakım cismanî ihtiyaçlara tabidir. Fakat insan, imanda ve ubudiyette mesafe kat ettikçe bu zaruretlerin esiri olmaktan kurtulmaya başlar. Ruhu cesedine, kalbi nefsine galip geldikçe adeta ikinci tabakadaki Hz. Hızır ve Hz. İlyas misali bir serbestiyet kazanır; yemeyi ve içmeyi bir gaye değil, sadece bir vasıta görür.
Manevî seyrüsefer devam ettikçe, üçüncü tabakadaki Hz. İdris ve Hz. İsa Aleyhimesselâm'ın ahvaline benzeyen bir makama kapı aralanır. Bu merhalede insan, dünyevî ve maddî bağlardan neredeyse tamamen tecerrüt ederek, yegâne hedefini rıza-yı İlâhîye kilitler. Artık onun asıl gıdası marifetullah, asıl arzusu ise Allah'ın hoşnutluğudur.
İşte bu şuurla yaşayan ve hayatının merkezine Yaratıcısının rızasını koyan bir mümin, dördüncü tabaka olan şehadet rütbesinin manevî tayfına girer. Bedenen hayatta olsa bile, yaşantısını Allah yolunda feda etmiş bir "manevî şehit" hükmünü alır.

29