Önce şunu belirtmekte fayda görüyorum: Bizlerin peygamberlerle –hâşâ– boy ölçüşmeye kalkışması haddimizi bilmemek olur; bu durum kıvılcımın güneşle yarışmasına benzer. Bizler ancak onların ayak izlerindeki küçücük bir kum tanesine bile hayranlık duyarak; hayatlarını, Allah'a olan itaatlerini, takva ve ibadetlerini örnek alabilirsek ne âlâ... Şimdi mevzumuza bu hassasiyetle ve haddimizi bilerek giriş yapalım.
Hz. Musa'nın (a.s.), kardeşi Hz. Harun'un da kendisine yardımcı olmasını ve onun da peygamberlikle şereflendirilmesini istemesi; Allah Teâlâ'nın da bu duayı kabul buyurması müthiş ve ibret verici bir hadisedir.
Birincisi: Dönemin ve tarihin en kaypak, en dönek kavmine karşı peygamberlik vazifesini ifa ederken ne büyük hayal kırıklıkları ve çileler yaşandığı anlaşılıyor. Kardeşi Harun'u yardımcı olarak istemesi, bir peygamberin bile kul olarak acziyetini ve zaafını kabul edip Allah'a sığınmasının tezahürüdür.
İkincisi: Yaşanan tüm bu hıyanetler karşısında Hz. Musa'nın Cenâb-ı Hak'tan diline kuvvet, sözüne tesir ve yanına bir yardımcı istemesi bizlere şu mesajı veriyor: Kendinize güvenmeyin, ilminize güvenmeyin; her daim hakikati haykıracak yardımcı bir kardeşe ve dilinize kuvvet ihsan edilmesine muhtaç olduğunuzu bilin.
Hz. Musa'nın kardeşinin de peygamber olmasını talep etmesi akla şu hakikati de getiriyor: Kavmin bozukluğu ve sapkınlığı o derece ileri boyuttadır ki; bütün cehennemlik amelleri kaydedildiği hâlde, onların çürümüşlüğüne ve ihanetine iki peygamber birden adeta birer "şâhid-i sâdık" (doğru şahit) olarak şahitlik etmektedir. Bu da şahitliğin ehemmiyetini perçinler.
Şimdi gelelim bu kıymetli kıssadan mülhem olan asıl neticeye: Harunlara Musa, Musalara Harun olmak lazım. Yani babalara Harun, evlatlara Musa olmak lazım.
Temsil Yeteneği ve Tebliğ
İnsan, batıl ve çürük bir şeye bile inansa, mademki bir iddiası var ve kendince doğru olduğuna inanıyor; o halde dikkatli olması ve inandığı şeyi iyi temsil etmesi gerekmez mi İster ineğe tapsın ister sineğe; ister puta tapan olsun ister başka bir şeye... Mademki bir iddiası var, mademki hak dinin karşısında duruyor ve onu beğenmiyor; o halde savunduğu değerleri (özgürlüğü, medeniyeti, hoşgörüyü) en güzel şekilde sergilemesi ve temsil etmesi icap etmez mi
Sabahtan akşama kadar İslam'a saldıracak, Müslümanlığa "ilkellik ve Orta Çağ karanlığı" diyecekler ama kendileri en karanlık, en yobaz tavırları sergileyecekler! Savundukları değerleri olumlu ve yapıcı bir şekilde temsil etme yeteneğinden mahrum olacaklar... Bu, gerçekten de hayret verici bir çelişkidir.
İşte tam da bu yüzden Harun olmak lazım; babanın hak davasını tasdik eden ve doğrulayan... Harun olmak lazım; babanın dilinin düğümlendiği, yorulduğu ve tıkandığı yerde hakikati haykırarak ona omuz veren...
Aile İçi Manevi Kalkan
Bir babanın Allah'a kulluğu evladına manevi bir kalkan olduğu gibi; evladının sırat-ı müstakim üzere yaşaması, taat ve namazı da babaya manevi bir güçtür. Çünkü insan ahir zamanda her gün kırk ayrı yerden yara alıyor: Küfür cereyanları, mukaddesata saldırılar, yalanlar, algı kirlilikleri... En önemlisi de zihinlere katran çalan teşhircilik ve ahlaksızlık... İstisnalar kaideyi bozmaz; böylesi dehşetli bir zamanda, dışarıda yara almış babaya evladı Harun olmalı; hevesat bataklığına düşmüş Harunlara da babaları Musa olmalıdır.
Kur'an ve iman hizmetinde, ailenin ve özellikle çocukların babaların hak davasına omuz vermesi; dışarıdaki binlerce insanın desteğinden çok daha kuvvetli ve şevk vericidir. Aile içi destek tam olduğunda, fertlerin dışarıdaki etkisi de katbekat artar.

36