Kısa süreli elektrik kesintileri insanı pek sarsmaz. Birkaç dakika ışıklar söner, işler aksar; fakat hayat bütünüyle durmaz.
Ancak kesinti uzarsa tablo değişir. Buzdolabındaki gıdalar bozulur, makineler susar, bilgisayarlar çalışmaz. Sistem çöker. Demek ki düzenli bir elektrik akımı, hayatın görünmeyen rahmetidir.
İnsanın da böyle bir cereyana ihtiyacı vardır.
Bu cereyanın adı: mânevî cereyandır.
Kalbi Rabbine bağlı olmayan insanın iç dünyasında kesintiler başlar. Önce hassasiyet azalır, sonra dikkat zayıflar, sonra ölçü kaybolur. Tıpkı elektriği kesilmiş bir şehir gibi, insanın iç âlemi de kararmaya başlar.
Oysa nur-u iman, kalbi aydınlatan ilâhî bir ışıktır. Bu nur devam ettiği müddetçe insanın duyguları çürümez, latifeleri körelmez, vicdanı susmaz.
Burada mesele yalnızca dil ile zikir değildir. İnsan ameliyat yapan bir cerrahken, ders anlatan bir öğretmenken, haber yazan bir gazeteciyken diliyle sürekli tesbih edemez. Fakat kalp başka bir merkezdir.
Asıl olan kalbin işletilmesidir.
Kalp Allah'ı hatırlıyorsa, yapılan iş ibadete dönüşür. Mânevî cereyan kesilmez.
Bir cerrah düşünün… Eğer kalbi zikirle diri ise, ameliyat masasında yatan hastaya sadece bir beden olarak bakmaz; onu bir emanet olarak görür. Şefkati artar, dikkati keskinleşir.
Bir fırıncı düşünün… Hamur yoğururken Allah'ı unutmuyorsa, ölçüsünde hile olmaz, temizliğinde gevşeklik olmaz. Çünkü iç denetim çalışmaktadır.
Bir gazeteci, bir sanatkâr, bir duvar ustası… Eğer kalbinde nur-u iman canlıysa, işi yalnız meslek olmaktan çıkar; ahlâkî bir sorumluluğa dönüşür.

30