Bu yazı, istisnaları hariç tutulmak kaydıyla, bozguncu Siyonist zihniyet üzerine yazılmıştır. Yeryüzünde Siyonist Yahudi kadar fesat çıkaran, toplumların ayarlarıyla oynayan başka bir millet az görülmüştür.
Şu kinin ve nefretin boyutuna bakar mısınız Yıllarca çocukların dışkısına bir kahraman sahabenin ismini, sarhoş kişilere ise bir diğer büyük sahabenin ismini verdirerek Müslüman Türk milletine farkında olmadan iki büyük komutana yönelik kötü ifadeler kullandırdılar. Peygamber katletmekten çekinmeyen bir anlayıştan zaten insani değerler beklenilmez.
Tarihte İslam'a girmiş gibi görünüp ardından diğer Müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışan Münafık ve Siyonist anlayışa karşı büyük mücadeleler verilmiştir. Bu muharebelerde öne çıkan iki şanlı komutan vardı: Hz. Ka'ka bin Amr ve Hz. Ayyaş bin Ebî Rebiâ. Siyonist zihniyet, bu iki büyük komutandan yedikleri darbelerin hıncıyla onların mübarek isimlerini hafızalarda kirletmeye çalışmış ve ne yazık ki toplumumuza bu isimlerin asıl kahramanlarını unutturmuştur. Bugün Sa'd bin Ebî Vakkas veya Halid bin Velid gibi komutanlar bilinirken; bu iki kahraman sahabenin yiğitliği pek hatırlanmaz. Çünkü bu isimlere karşı özel bir kin beslenmiştir.
Lanetli kavimden bu ikiyüzlülük ve ihanetler tarih boyunca hep görülmüştür. Hz. Musa (a.s.) döneminde de Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da tekrarlanmış; Müslüman görünüp toplumun arasına fesat sokulmuştur. Bu lanetli kavim, güzel şeyleri giyip bitiren bakteri gibidir.
Burada asıl muhasebe edilmesi gereken husus şudur: Bu ülkede yıllarca çocukların dışkısına "kaka" denirken, televizyon ekranlarında veya sokakta sarhoşlara "ayyaş" yakıştırması yapılırken yetkililer ve ilim sahipleri neden ekran çıkıp "Durun! Bu kelimeleri bu şekilde kullanmayın; bunlar İslam tarihinin şanlı kahramanlarıdır, Yahudilere kök söktürmüş sahabelerdir" diyerek toplumu uyarmadı
Görünen o ki; unutturulan ve farkında olmadan dilimize dolanan bu iki büyük kahramana karşı hepimizin bir özür borcu vardır. Her yerde söylenmiş bu ifadelerden ötürü bir pişmanlık nişanesi olarak; siyonist Yahudi'nin kirlettiği o isimleri belleklerde kırklamalıyız. Devlet yayın organları ve Diyanet bu hususta eğitici programlar yapmalı, toplumsal hafızayı tazelemelidir. Zamanında bu kavramsal tahribata göz yumulduysa, bugün de devlet eliyle bu yanlış düzeltilmeli; Hz. Ka'ka ve Hz. Ayyaş bu millete yeniden doğru bir şekilde tanıtılmalıdır.
Tarihi süreçte Osmanlı döneminde bu isimlerin izzetle taşındığı muhakkaktır. Ancak değerlerimize saldırmayı alışkanlık haline getiren vesayetçi ve köksüz zihniyetler, bu güzide sahabelerin isimlerini itibarsızlaştırarak dilimize birer olumsuz sıfat gibi yerleştirmiştir. Yıllarca bu millete kendi değerlerini unutturan, dilini ve kültürünü dejenere eden yaklaşımın bu tahribattaki payı büyüktür.
Bu zihniyetin oluşturduğu tahribat sadece bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Anadolu insanının sadık dostu olan köpeklere "Arap" isminin verilmesi, evlerde görülen bir böceğe "Kara Fatma" denilmesi tesadüf değildir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) aziz kızı Hz. Fatıma (r.a.) validemize ve onun soyundan gelen Ehlibeyt'e duyulan gizli husumet, bu tür dil oyunlarıyla topluma enjekte edilmiştir. Abdülkadir Geylani Hazretleri gibi Seyyid ve Şerif olan büyük zatlar, tarih boyunca bu fesat odaklarına karşı büyük hizmetler vermiş; fakat karşı zihniyet bu mübarek ismi sıradanlaştırıp bir böcek türüne ad olarak yerleştirmeye çalışmıştır.
Bizlerin bir an önce bu tür bilinçaltı operasyonlardan ve yanlış yönlendirmelerden arınması gerekmektedir. Bugüne kadar bilmeden, farkında olmadan kullandığımız bu hatalı ifadelerden dolayı istiğfar etmeli ve dilde bir temizlik (tasfiye) başlatmalıyız.

17