Uzun yaşamın sırrı takviyelerde değil, hayat tarzında

Uzun ve sağlıklı yaşamak umuduyla kullanılan bazı takviyelerin sanıldığı gibi gerekli olmadığı yapılan yeni araştırmalarda ortaya çıktı. Sağlıklı yaş almanın temelinde ise takviyelerden çok günlük yaşam alışkanlıkları belirleyici oluyor

Longevity (uzun ömürlülük) konusuna biraz ilgisi olan NAD molekülü hakkında az çok bilgiye sahiptir diyebilirim. Bilmiyorsanız ve hiç duymadıysanız NAD aslında yaşlanma mekanizmalarında biyolojik sürecin içerisinde düzenleyici bir role sahip molekül olduğunu basitçe söyleyebilirim. Ve bazı teorilerde yaşla birlikte üretimi azaldığı ve kan seviyesi düştüğü için takviye olarak desteklenmesi gerektiği savunulmaktadır. Fakat teoriler böyle iken 14 Mayıs 2026 tarihinde Nature dergisinde yayınlanan önemli bir çalışma uzun yaşam için NAD+ takviyelerini almanın bir anlamı olmadığını açıkladı. Sizleri daha önceden de uyardığım gereksiz takviye alımından uzak durmanın ne kadar önemli olduğu bu değerli çalışma ile bir kere daha teyit edildi diyebilirim. Ve longevity adına NAD+ seviyelerimizin düştüğünü bu sebeple bunu takviye olarak almamız gerektiğini bize dikte etse bile bu yeni çalışma bakın gerçekleri ne kadar güzel açıklamış gelin hep birlikte göz atalım.
Bu araştırmada bilim inşaları; farklı yaş grupları ve elit sporcular dahil farklı yaşam tarzı olan 6 farklı grubun incelendiği bu araştırma yaş ile birlikte kanda NAD+ düzeylerinin değişip değişmediğini incelediler.

ZAMAN VE PARA İSRAFI YAPMAYIN
Bu yeni araştırma daha önceden yayınlanan çalışmalarda kandaki NAD+ düzeyinin ölçüm tekniğinde (kanın saklanması ve analizi sırasında) bir hata olduğunu düşündürmüş ve bilim insanları bu yeni çalışmayı "yaşla NAD+ seviyeleri azalmakta" algısını düzeltmek için planlanmışlardır.
Nature dergisinde yeni yayınlanan bu değerli araştırma sonuçları yaşla birlikte NAD+ seviyelerinin farklı yaşam tarzı gruplarında sabit kaldığını ve düşüklüğün yaşanmadığı gerçeğini açıklıyor. Bu çok önemli çünkü Longvetiy ve vücudun genel sağlık durumunu temsil eden bir parametre olmadığının belirlenmesi gerçeğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayrıca NAD+ molekülünün kanda düşük olmasının bir hastalık göstergesi olmadığı hatta kanda bu molekülün sabit kalmasını kas, karaciğer, beyin gibi organların mitokondriyal fonksiyonlarının sağlıklı olduğunu belirlemediği de bu araştırma ile gün yüzüne çıktı diyebilirim.
Eğer longevity için bir yol haritası çiziyorsanız, kan NAD+ seviyelerinizi ölçtürmek ve bunları optimie etmeye çalışmak için ne zaman ne de para israfı yapmanıza gerek yok değerli okuyucularım. Ve NAD+ takviyeleri almanıza ise hiç gerek yok diyor bu önemli bilimsel çalışma.
Mitokondri sağlığımız için sevgili okuyucularım benim de sizlere daha önceki yazılarımda söylediğim gibi; direnç egzersizi yapmanın en iyi planlanmış sağlıklı beslenmenin, inflamasyonu düşük tutarak vücudun insülin direncinden korunmasını sağlamayarak yeterli olduğunu söylüyor bu araştırma.
Bu çalışma bize NAD+ metabolizmasının bir kan testi ile değerlendirilmemesi gerektiğini ve bu molekülü takviye alarak yönetilemeyecek kadar karmaşık bir metabolik özelliğe sahip olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır. NAD+ takviyelerini artık sonsuza dek rafa kaldırma zamanı geldi değerli okuyucularım.


ZAYIFLAMAYA YÖNELİK 10 MADDELİK GERÇEKLER
Yaygın olarak yanlış bilinen ancak doğrusuna da bir türlü inanılmayan ama bilimin doğrultusunda kesin olarak doğruluğu kanıtlanmış beslenme ve zayıflamaya yönelik sizlerin de bilimsel gerçekleri bilmeniz oldukça önemli. 10 maddelik yanlış aksettirilen doğru bilgileri sizler için hazırladım.
1 Doymuş yağların kalp hastalığına neden olduğu fikri yaygındır. Ancak bilimsel çalışmalar doymuş yağların kalp hastalıklarında aksine koruyucu etkilerinin olduğunu ortaya koydu. Süt ürünlerindeki özellikle yağlı süt ve tereyağındaki doymuş yağların kardiyoprotektif etkileri gün yüzüne çıktı. Asıl suçlu rafine ve endüstriyel şeker, rafinasyona uğramış tohum yağları olduğunu unutmayın derim.
2 Tip 2 diyabet genetik alt yapı olmadan beslenmeden direkt etkilenen bir hastalık değildir. Bugün tip 2 diyabet riskini doğrulayan 17'den fazla genetik varyant tanımlandı. Her obez bireyde diyabet gelişmez. Şeker tek başına diyabet sebebi değildir.
3 Aç karnına elma sirkesi içmenin faydalı olduğu kanısı bilenen en yanlış gerçektir. Tüm araştırmalar elma sirkesinden (üzüm sirkesi de olur) öğünden sonra veya öğünle beraber 1-2 yemek kaşığı sirkeyi suya karıştırıp içmenin mide boşalımını yavaşlatarak kan şekerini ani yükselmesini önlediğini gösteriyor.

4 Havuç kan şekerini fırlatır ve zayıflamak için salatalara dahi konmamalıdır fikri tamamen yanlıştır. Havuç glisemik indeksi düşük besleyici değeri yüksek kalorisi gayet az olan mis gibi bir beta karoten zengini lezzetli bir sebzedir. Çorbalara, yemekleri pişirirken içine ve salatalara havuç eklemenin hiçbir sağlık zararı yoktur.
5 GLP 1 hormon enjeksiyonu ile zayıflamaya çalışan herkese 6-12 ay içinde beslenme yetersizlikleri gelişir. Kemik mineral yoğunluğu azalır çok ciddi bir risk. Safra kesesinde çamurlaşma oluşumu riski artar. Safra kesesi taşı gelişebilir. Kas kaybı mutlaka oluşur. İğne ile zayıflamaya başlanırsa diyetisyen olmadan zayıflamayı sürdürmek kilo kaybında sağlıksız sonuçların gün yüzüne çıkmasını sağlar. Beslenme düzenlenmeden iğne ile zayıflamanın her zaman faydası olmaz!
6 Zayıflama iğnelerine hiç yanıt vermeyen obez bireyler vardır. Herkesi zayıflatmaz. Ve zayıflama iğneleri ile herkeste aynı metabolik yanıt gelişmez. Zayıflama iğnelerinin yan etkileri göz ardı edilemez. Kalıcı kilo kaybı sağlamaz. Eğer beslenme değiştirilemez ve egzersiz yaşama eklenmezse geri kilo alımı da maalesef kaçınılmaz. Bu sebeple doğal yollardan iyi beslenerek zayıflamak hem metabolik sağlığı iyileştirir hem de yeme iradesini geliştirir.

7 Patates çok zararlı besindir nişastalıdır yenmemelidir bilgisi yanlıştır. Nişastalı sebzeleri haftada 3 kereyi geçmeyecek şekilde güvenle yiyebilirsiniz. Patatesi sıcak püre olarak yemek glisemik yanıtını azaltır. Fırında pişirilen patates sağlıklıdır. Muzdan daha yüksek potasyuma sahip patates iyi bir diyet lifi kaynağıdır.