Doğru beslenmek yaş almayı geciktiriyor

Lipödem; özellikle kadınlarda kol ve bacaklarda ağrılı yağ birikimiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Yaşam kalitesini düşüren bu hastalıkla doğru beslenmeyle mücadele mümkündür. Düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenme, yalnızca lipödemin seyrini değiştirmekle kalmayıp, yaşlanma sürecini de yavaşlatır

Lipödem özellikle hormon bozukluğu ile karakterize obez kadınlarda artık nadir değil sıkça görülen bir sağlık sorunudur. Kol ve bacakları tutan bu hastalık eklem bölgelerinde ağrılı yağ birikintileri ile oluşmakta daha sonra tedavi edilmediğinde genel dolaşım bozukluğuna kadar giderek hayat kalitesini olumsuz etkiler. Lipödem için medikal ve cereahi girişimler mevcuttur. Peki; lipödem için özel bir beslenme tedavisi bulunuyor mu
Gelin bu konuyu hep birlikte gözden geçirelim sevgili okuyucularım.

LİPÖDEM NASIL GELİŞİR

1- GENETİK YATKINLIK: Lipödemin kadınları etkileyen ailesel geçişli çok genli bir hastalık olduğu kabul edilir. Genetik yatkınlığı olan bireylerin lipödem oluşması beklenen bir durumdur.
2- HORMONAL ETKİLER: Lipödemin temelinde östrojen önemli rol oynar. Yağ yapımı ve yağ yakımını etkileyerek bölgesel yağ birikiminin oluşmasına neden olur.

3- VASKÜLOPATİ: Mikrosirkülasyon bozuklukları ve endotel disfonksiyona bağlı olarak damar geçirgenliğinin artışıyla ödemin gelişmesini sağlar.
4- LENFANJİYOPATİ: Lenfatik fonksiyon bozukluğu sıvı birikimine ve yağ dokusunun genişlemesine yol açarak lenfatik yetmezlik daha derinleşir, kötüleşir.
5- YAĞ HÜCRESİ HİPERPOLİFERASYONU: Fazla yağ, kan ve lenf damarlarını sıkıştırarak hipoksi ve iltihaplanmaya neden olur. Bu süreç yağ hücresinin daha da büyümesini sağlar. Ve kısır bir döngü oluşturur.
6- NÖROPATİ: Periferik sinirlerin iltihaplanması ve sempatik sinir sisteminin işlev bozukluğu ağrı ve hassasiyete neden olur.
7- İLTİHAPLANMA VE FİBROZİS: Hipoksi ve yağ hücrelerinde olan nekroz, inflamatuvar sitokin salınımını etkiler. Dokuda fibrosize ve lenfatik drenajın daha da bozulmasına yol açar. Ve lipödemin karmaşık patofizyolojisini sağlar ve çözümü zorlaşan süreçleri beraberinde getirir.


AZ KARBONHİDRATLI AKDENİZ DİYETİ ÖNEMLİ
Mevcut literatüre göre lipödem için kanıtlanmış bir beslenme programı mevcut değil. Ancak Ketojenik Diyet, Modifiye Ketojenik Akdeniz Diyeti, Düşük Karbonhidratlı Akdeniz Diyeti; lipödemde antiinflamatuvar etki sağlayıp kilo kaybını kolaylaştırdığı konusunda veriler mevcuttur. Lipödemdeki gevşek bağ dokusundaki fibrotik bileşen sebebiyle diyet ile kilo kaybı daha zorlaşmaktadır.

KETOJENİK DİYETLER: Günlük protein miktarı ile kilo başına 1.0 g kadar olan ve 50g/gün ve altında karbonhidrat içeren diyetlerin lipödem hastalarında aşırı yağ birikimini düşürmede, ağrıyı azaltmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede önemli bir beslenme modeli olduğu bildirilmektedir.
Zeytinyağından zengin ketojenik diyetin Akdeniz versiyonu olan beslenme programının özellikle alt ekstremitelerde oluşan yağ birikintili lipödemin, kilo kaybı sayesinde daha belirgin iyileşebildiği gösterilmiştir.
Ve literatürde antiinflamatuvar etkilerinin baskın gözlendiği Akdeniz diyeti ketojenik beslenmenin, lipödem hastalarında daha faydalı olabildiği görüşü daha etkindir diyebilirim.

KALİBRA DİYETİ (ok düşük kalorili ketojenik diyet): Ketosiz sayesinde bitkisel proteinlerin inflamasyonu azalttığı ve fibrozisi engeller. Bu da lipödemli hastalarda uygun bir beslenme modeli olarak kasları korur. Yağ dokusu kaybıyla da protein katabolizmasını önler. Şiddetli obezite yaşayan bireylerde kullanımı bir protokol olarak uygulanmalıdır.
Lipödemde rutin olarak glütensiz diyet önermek için yeterli kanıt mevcut bulunmamaktadır. Ancak bağırsak geçirgenliği mevcut ise ve / veya çölyak, çölyak dışı gluten hassasiyeti varsa yani diyet ile alınan glutene karşı semptomlar bildiren lipödem hastalarında glütensiz beslenme uygulanmalıdır.
Ayrıca bugüne kadar hiçbir lipödem hastası için süt ürünleri eliminasyonu literatürde önerilmemiştir.
Lipödem hastaları süt ve süt ürünlerini güvenle uygun porsiyonda tüketebilirler.


YAŞLANMAYI YAVAŞLATAN HASTALIKLARDAN KORUYAN 7 MADDE

Daha çok baklagilleri öğünlerinize ekleyin. İster pişmiş yemek olarak isterseniz haşlayıp salatalara ekleyin. Uzun yaşamda epigenetik mekanizmaların düzenlenmesinde ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlayan diyet lifleri ve antioksidan çeşitleri baklagillerde bolca bulunur. En az haftada 3-4 kez yiyebiliyorsanız her gün tercih edin.


Fermente besinler ile diyet lifi yüksek yiyecekleri aynı günde daha sık yiyin. Yeni çalışmalar fermente besinlerin diyet lifi içeren besinlere nazaran inflamasyonu daha ısrarcı ve daha iyi bir şekilde düşürdüğü göstermektedir. Ana öğünlerinizde yoğurt, kefir, lahana turşusu, şalgam suyu gibi besinlerle çeşitli taze sebzelerden oluşan salatalarla birlikte tercih edin. Bu şekilde besin çeşidi mikrobiyotanızda iyi bakteri çeşitliliğinin artmasını sağlar.


Yağsız kırmızı et, tam yağlı süt ürünleri, yumurta, derisiz tavuk ve hindi eti, balıktan en az üçünü bir günde mutlaka yiyin. Yani yumurta, peynir ve sağlıklı et çeşitlerinden biri ile üç farklı sağlıklı protein kaynağını beslenmenizde bulundurarak; omega 3, biyotin, B12, A vitamini, pantotenik asit, çinko, magnezyum, demir, kalsiyum ve amino asitlerden zengin beslenmeyi garanti altına almış olursunuz.