Zehir ve panzehir iki konuşma.. Birisi millete hakaret; diğeri, milletin yaralanan duygularına merhem

Mübarek Ramazan'a girerken, İslam'a düşman olanlar, yapacaklarını yine elden ve dilden bırakmadılar ve içlerindeki muzahrafatı boşalttılar..

Evet, tam da Ramazan'ın arefesinde, 'ana muhalefet' denilen mâlum siyasî cereyanın 'eğitim siyasetleri kurulu başkanı' olduğu söylenen, çok bir öz muasır/ süper çağdaş iddialı S. Ö. isimli ve de, -100 küsur sene öncelerde Kur'an'lar okunarak, dualarla açıldığı için- 'Millet Meclisi' denilen kurumda, teorik olarak bütün milletin vekili sıfatını taşıyan bir kişi; 17 Şubat günü, yaptığı konuşmada, '4-6 yaş arası çocukları için Kur'an Kursu açmayı, anaokulu açmaya tercih eden bir siyasî iktidar var' dedikten sonra, 'M. Eğitim Bakanlığı'nın, -ne idüğü belirsiz yapılar diye nitelediği- tarikat ve cemaatlerin önünü açıyor' diyor ve siyasî iktidarı kastederek, 'Siz laik değil, laiklik düşmanısınız, siz Türkiye'nin laikliğine düşmanısınız!.' diye tepinircesine feryat ediyor, dinmez bir hırçınlık ve düşmanlık edasıyla..

Bu ne İslam düşmanlığı, böyle Bu nasıl bir kin..

Ama, şaşırmıyoruz.. Onların bütün 100 yıllık geçmişleri de hep böyleydi.. 'Milletin vekili' sıfatı taşıyan ve amma milletin en temel, en aslî değerlerine savaş açmışçasına, düşmanlık ilanında bulunan bu kişinin, 100 yılı aşkın bütün siyasî geçmişi de, evet, hep o yöndeydi.. Ama, Millet'in inanç dünyasına bu derece düşmanca tavırlarla saldıran kişi, ne kadar düşmansa; evet, biz de onun dünyasına, en azından o kadar karşıyız ve düşmanız..

O m. vekili sıfatı taşıyan ve milletimizin aslî değerlerine bu kadar düşman olan kişi de böyle bile..

*

Ve, bu saldırı konuşmasından bir gün sonra.. Cumhur'un başı, Cumhur'un yaralanan duygularına merhem sürdü..

Başkan Erdoğan'ın, 18 Şubat günü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 81 ilin valilerinin katıldığı bir 'Valiler Buluşması'nda yaptığı konuşmanın benzerlerini, geçmişte de kaymakam adaylarına ve AK Parti'li Belediye Başkanlarına yaptığını konuşmalardan biliyoruz. Ama bu seferki bir bakıma geçmişteki o konuşmaların zirvesi mahiyetindeydi..

Bu bakımdan, bu konuşmanın en dikkat çekici bazı bölümlerini aktaralım.

*

Evet, Başkan Erdoğan şöyle söylüyordu özetlemeye çalıştığımız konuşmasında:

(...) Ramazan-ı Şerif'i derme çatma çadırlarda karşılamalarına rağmen vakar ve dirayetlerinden taviz vermeyen Gazzelilere, şahsı ve ülke adına dayanışma mesajlarını' gönderen Başkan Erdoğan sözlerini şöyle sürdürüyordu: 'Milletimizin her bir ferdinden, dualarında Filistinli mazlumları unutmamasını ayrıca ve özellikle istirham ediyorum. Bizler birbirimize destek oldukça birbirimizin yaralarını sardıkça yekvücut olup dayanışmamızı, muhabbetimizi artırdıkça bölgemizde ve gönül coğrafyamızda barışın, huzurun ve istikrarın hüküm süreceği o güzel günlerin çok yakın olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yeter ki, zulmün ve zâlimin karşısında dimdik duralım. Yeter ki kardeşliğimize ve kardeşlerimize sımsıkı sarılalım. İnancımıza ve hayallerimize sahip çıkalım. İşte o zaman Cenabı Allah'ın izniyle, bozamayacağımız hiçbir tuzak, yırtıp atamayacağımız hiçbir plan, hüsrana uğratmayacağımız hiçbir oyun ve senaryo kalmayacaktır. (...)'

*'Büyük bir millet olarak bizim büyük dimağımızın, büyük ruhumuzun bir özelliği de devlet mefhumuna yüklediğimiz anlam ve atfettiğimiz önemdir. Biz, tarihinin hiçbir döneminde devletsiz kalmamış, 'ebed-müddet' şiarıyla devletini daima yaşatmış ve sonraki kuşaklara aktarmış bir milletiz. Millî ve manevi değerlerimiz, beşerî ve kültürel kıymetlerimiz, geçmiş ve gelecek tasavvurumuz devlet felsefemize doğrudan derc edilmiştir. İşte bu yüzden bizde, Devlet, yalnızca idarî bir teşkilatlanmayı ifade etmez. Aynı zamanda kudret, saadet, şefkat ve merhamet gibi anlamları da ihtiva eder. (...)'

"Bu bakımdan, binlerce yıllık devlet geleneklerinin temelinde adalet merkezinde insan, mihverinde ise erdem ve ahlâk iç-içe geçmiştir.

Devlet-i Aliyye'de sadrâzamlık dâhil önemli makamlarda bulunmuş Yusuf Kâmil Paşa bu hakikati, 'hükûmet, hikmet ile müşterektir' sözüyle dile getirmiştir. Dolayısıyla adaleti ve iyiliği tesis etmeden, idareyi temin edemezsiniz. İnsanı yok sayar, hikmeti dışlarsanız; huzur ve istikrarı sağlayamazsınız."

Nizâm'ul-mülk'ün 'Siyasetnâme' adlı eserinde yer alan bir anekdot da ilginçtir:

"Rivayet olunur ki Ömer bin Abdulaziz'e, Humus Valisi şöyle bir mektup yazdı: 'Humus çarşısının duvarı harap olmuştur. Onu imar etmek lâzımdır. Ne buyurursunuz'

Ömer bin Abdulaziz, aynı kağıda şöyle yazdı: 'Humus çarşısının duvarını adaletle yükselttiğinde, yolları da korku ve zulümden arındırıp tertemiz ettiğinde, ortaya çıkacak yapının çamur ve tuğlaya ihtiyacı yoktur'.

Mesele, bizim için işte bu kadar kristalize bir hakikattir.

İllerimizde şahsımı ve devletimizi temsilen görev yapan valilerimiz, bu yönüyle hayatî bir yetki ve sorumluluğu deruhte etmektedir." (...)

*

Vali, kâmil ve müşfik devletin sahadaki yansımasıdır.

Adalet, hikmet ve hükûmetin eritme potasıdır.

Vatandaş ile devletin buluşma noktasıdır. Valilik, sadra şifâ olma, derde devâ olma yeri, milletimizle hemhâl olma, vatandaşla hem-dem ve hemdert olma makamıdır.

Valilerden en büyük beklentilerimiz, sorunlara hızlı ve etkin çözümler üretmeleri, insanların gönlüne girmeleri, görev ve mesuliyet dairesinde maksimum verimle vazifelerini ifa etmeleridir..

Esasen liderlik de bunları gerektirir.

"Başarılı bir vali, iyi bir lider demektir. İyi liderlik de yük almayı, sorumluluk almayı, riske girmeyi, idare-i maslahatçılıktan, yani yerelde çözülebilecek sorunları Ankara'ya havale etmekten uzak durmayı gerektirir.

Suyu akışına bırakan, hazıra konan, selefinden devraldığı mirası tüketen bir yöneticinin, bulunduğu vilayete de, riyaset ettiği kamu kurumuna da liderlik etmesi mümkün değildir.

"Her birinizden, görevinizi yaparken şu hassasiyetleri her daim gözetmenizi özellikle bekliyorum. Devletimizin sizlere emanet ettiği kaynakları, milletimizin ve şehirlerimizin faydasına olacak şekilde çok titiz bir sûrette kullanmalısınız.

(...) Yürüttüğünüz projeleri, yaptığınız yatırımları, verdiğiniz hizmetleri, Hakk'ın rızasına vâsıl olma aracı olarak görmelisiniz. (...)

"Ünvanımız ne olursa olsun, -şahsım dâhil-, hepimiz, aziz milletimizin birer hizmetkârıyız. Devleti temsil ederken vakur olmak, kibirli olmak anlamına asla gelmez. Vatandaşa tepeden bakılmasına, insanımıza hürmetsizlik edilmesine, insanlarımız arasında ayrımcılık yapılmasına müsamahamızın olmadığını sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Hizmet ederken güç zehirlenmesine kapılmayacak, kariyer mühendisliğine girişmeyecek, hizmetkârı olmaktan şeref duyduğumuz devletimizin ve aziz milletimizin selâmeti dışında hiçbir menfaat gözetmeyeceğiz." (...)

"(Asırlarca önce) Tâhir bin Hüseyin