Yeni bir parti doğarken, bir partinin de ölümü

Okuyucularım bilirler ki, bu satırların sahibi, günlük siyasetle ilgili konulara direkt girmekten uzak durmaya çalışıyor.. Çünkü, siyaset çok farklı bir alan.. Bir eski siyasetçi büyüğümüzle geçmiş yıllarda sohbet ederken, söz siyasetin tabiatına gelmiş ve 'Siyaset, ana-baba tanımaz, gerektiğinde onları bile çiğner geçer' demişti.

Yanlış da değildi, bu sözler..

Osmanlı döneminde de, hatta Valide Sultanlar bile, bazı oğullarını 'sultan' yapabilmek için, diğer oğullarını harcamaktan el çekmemişler miydi Sultan Süleyman da, babasının yerini almak için sırada bekleyen oğulları arasındaki gizli mücadelelerde taraf olup, bazılarını öldürtmemiş miydi, 'nizâm-ı âlem' gerekçesine sığınarak ve sonra da öldürttüğü çok sevdiği bir oğlunun ardından matem şiirleri yazmamış mıydı

Bir tarihte, 1950-60 arasında, halkın da çok sevdiği Adnan Menderes'e karşı askerî darbe yapan 'MBK' (Millî Birlik Komitesi) diye anılan 38 kişilik darbeci komitede yer alan ve Menderes'in idam olunması yönünde oy kullanan bir MBK üyesiyle, emekli oluşundan yıllarca sonra karşılaştığımda, 'Menderes idam olunmayı hak etmiş miydi' diye sorduğumda, o oy kullandığı zamanki 'Kemalist devrimci' hışmına yeniden bürünmüş ve 'Menderes hiç bir yanlış yapmasaydı bile, ezân'ın yeniden Arapça okunmasına izin vermesi dahi, idam için yeterli sebep idi..' demişti.. (...Yeni nesiller bilmezler; bu ülkede, 1930 yıllardan 1951'lere kadar Türkiye'de, 'Allahu Ekber!' diye ezan okumak, kesinlikle yasaktı ve onun yerine minarelerden başka kelimeler söyleniyordu.)

*

Bu garip ve milletin inancıyla mücadele etmeyi kendilerine şiar edinenlerin bir araya geldiği bir siyasî parti ve hatta hareket var..

En katı diktatörlük yöntemleriyle tahakküm eden bu parti, geçenlerde yeni bölünme yaşadı.. Söz konusu bu parti, geçmişte de birkaç kez bölünmüştü.. İlk bölünüş 1930'larda, yukarıdan verilen bir emirle 'Serbest Cumhuriyet Fırkası' adıyla (ve şimdi kısaca CHP diye anılan) C. Halk Fırkası'ndan ayrılmış ve amma, bu bölünmenin bir emirle değil de, gerçek bir ayrışma olduğunu sanan halk kitlelerinin o 'muvazaa (danışıklı dövüş) partisi'ne büyük bir teveccüh göstermesi üzerine, o oyunu tanzim eden ve 'ebedî şef' diye anılan yukarıdaki tek adam'ın emriyle 99. gününde kapatılmıştı.

Aradan zaman geçip, 1945'lere gelindiğinde, 'İkinci Dünya Savaşı' Amerikan cephesinin zaferiyle bitince ve Amerika kendisini dünyaya, 'Hür Dünya lideri' adıyla sunup, halklarının seçimle gerçekleşmiş iradelerine göre şekillenmemiş ülkeler ve rejimlerle yakın irtibatlar kurmayacağını açıklayınca, partileşme ve demokratikleşme hareketleri sahnelere çıkmaya başlamış ve bizde de 1945'de, CHP'den ayrılan 7 kişi, 'Demokrat Parti' adında ayrı bir siyasî hareket başlatmışlardı..

Halk, 'demokrat' kelimesini bilmediğinden, ona 'demirkırat' adını vermişti, o partinin amblem olarak bir 'kır at' resmini seçmesinden dolayı..

Ama, ilginçtir, DP kurulurken, zamanın 'Millî Şef'i İsmet Paşa, M. Kemal'in son başbakanı ve de yeni kurulan Demokrat Parti'nin de lideri olan Mahmut Celâl Bayar'la 1945 yılında yaptığı bir gizli görüşmede, ayrı bir siyasî parti olarak faaliyet gösterseler de, 1923-1938 arasında yapılan 'devrim'lere bağlı kalacakları konusunda görüş birliğinde oldukları, ancak 50 yıl sonra, 1995'de açığa çıkacaktı..

*

Ve 1950 seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti'nin 3. C. Başkanı olarak seçtiği Celâl Bayar, Başvekil / Başbakan olan Adnan Menderes'in iktidarının ilk yılında, hemen 'Ezân-ı Muhammedî' yasağını kaldırmasıyla, 20 yıla yakın bir süre okunması yasak olan 'Ezan' sesini tekrar dinleyen kitleler sevinç gözyaşı dökmüşlerdi.. Ama, bu durum, en hızlı Kemalistlerden olan Celâl Bayar'ı rahatsız etmiş 'Ey, .... Seni sevmek, millî bir ibadettir.' şeklindeki lafı, Cumhurbaşkanlığı dönemi boyunca resmî dairelerde çerçevelenip halkın göreceği yerlere astırmış ve bu konuda Menderes'i hep frenlemek gerektiğine dair bir dikkat içinde olmasını düşünerek, bunu davranışlarıyla da sergilemişti.. (Ve bu Kemalist bağlılığın mükâfatını da görmüş, 27 Mayıs Askerî darbecileri, Adnan Menderes'i idam ederken, Bayar'a öyle bir cezayı uygulamamışlardı.)

*

CHP 1923 sonrası dönemin ana ve anaç partisi durumunda olup, millet tarafından bir kez bile ekseriyet oyuyla kabul edilmediği halde, fiilî olarak, sanki hep iktidardaymış gibi davranmış ve 1923 sonrasının 'dayatma devrimleri'nin bekçiliğini devlet bekçiliğiyle aynı imiş gibi göstererek, gizli iktidar rolünü sürdürmekte epeyce başarılı olmuştur.

Bu durum, 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti'nin tepesinde lider olarak bulunan Celâl Bayar'ın ve onun sonraki takipçilerinin bu husustaki hassasiyetleri ilginçtir..

Ve karşılığında da, 27 Mayıs sonrasında Adnan Menderes idam olunurken, Bayar'ın ideolojik birliktelik düşüncesiyle nasıl korunduğu ibretliktir.

Ve hatırlayalım, Adnan Menderes idam olunurken, Bayar, bizzat İsmet İnönü tarafından korunmuştur. Ve İsmet İnönü o günkü Türkiye'de, iktidarı ele geçiren darbecilere karşı Adnan Menderes'in idamına karşı çıksaydı ve bu karşı çıkışını dünya kamuoyuna duyursaydı, o zaman bu çağrıya kulak tıkayacak darbecilerin olmadığı biliniyordu.