REUTERS'de, 27 Haziran 2026 günü yayınlanan Trump değerlendirmesi ilgi çekiciydi.. Bu kişi, yalnızca 'güce tapınan' değil, 'kendi gücüne tapınan' bir çılgın olarak da nitelenebilir..
ABD medyasındaki yayınlara göre, 80 yaşındaki Trump, 20 yaşlarındaki bir fotoğrafıyla nostalji yapmış..
Ama, Trump'ın eski arkadaşlarından birisi onu, bir 'ego manyağı' / 'kendi nefsine tapınan birisi' olarak nitelemiş.. ABD Başkanı Trump, 27 Haziran Truth Social'de, kendisini, 'dünyayı omuzlarında taşıyan bir 'tanrı' olarak tasvir eden bir sahneyi kendi internet sitesinden, herhangi bir değerlendirme yapmadan yayınlamış..
*
Yeni yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre, Trump, bir ara, yatılı bir okul olan New York Askerî Akademisi'ne de gönderilmiş..
Akademideki bir oda arkadaşı Art Davie, Trump'la ilgili yaptığı açıklamada, Daily Beast'e, "16 yaşındayken tam bir 'ego manyağı'ydı. Kendini çok övüyordu. Sahada yaptığı her şeyde en iyisi olduğunu herkesin bilmesini istiyordu." demiş..
Elbette 16 yaşındaki bir çocuğun o zamanki duygu ve düşüncelerinden dolayı, şahsiyetiyle ilgili kalıcı bir takım değerlendirmeler doğru olmaz. Ama, o davranışları ileri yaşlarda da sergiliyorsa, o zaman, o gençlik yıllarındaki davranışlarının, şahsiyetinde derin izler bıraktığı da söylenebilir elbette...
*
Mehmed Âkif, Mısır'da firavun mezarlarını ve firavunların mumyalanmış cesedlerini gördükten sonra, 'Elbet bütün beşerin hakkıdır, beqa emeli, / Lâkin bunu ne taştan, ne leşten beklemeli..' demişti..
*
*
'Zorla sürüklenilen savaş' ile 'zorla sürüklenilen barış' arasında fark yoktur.
28 Haziran 1914'de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu Veliahdi Ferdinand ve hanımı Sofia'nın ziyaret etmekte oldukları Saraybosna'da, 'National Kütüphane'den çıktıkları bir sırada, 28 Haziran 1914 günü, bir 'Sırb nasyonalisti militan tarafından öldürülmesi'yle bir Dünya Savaşı'nın çıkacağı herhalde planlanmış değildi..
Esasen, o zamana kadar 'Dünya devletlerinin hemen her birisinin şu veya bu gerekçelerle katıldıkları bir savaş örneği' önceden de yoktu ve öyle bir durum ilk olarak ortaya çıkıyordu.
Sadece, 6 asırlık Osmanlı'nın çökmesine müncer olması bile ne kadar büyük olsa da, o savaşın, topyekûn, en az 30 milyonun hayatına mal oluşu da önceden tahmin edilemezdi herhalde..
Evet, Birinci Dünya Savaşı, zâhiren 1-2 kişinin öldürülmesiyle patlak vermişti.. Konuya sadece o 1-2 kişinin öldürülmesi açısından bakıldığında, bir savaşın patlak vermesi bir çılgınlık kabul edilebilirdi..
Ama, o 2 kişinin öldürülmesi, hemen ardından, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun, Sırbistan'a savaş açmasına yol açmış ve Sırbistan da hemen Rusya'ya sığınıp yardım istemiş ve Balkanlar'da devlet olmak isteyen bir çok etnik unsurların her biri de, Rusya'nın himayesine sığınmışlar ve başta İngiltere ve Fransa gibi Avrupa'nın güçlü ülkelerinin de desteği ve yönlendirmesiyle , Osmanlı aleyhinde uluslararası hukuk çerçevesi içinde görünümü altında, yeni adımlar atmaya başlamışlardı.
Elbette bir takım etnik unsurlara dayalı, 'ulus-devlet' modeli, İngiliz emperyalizminin, hele de Balkanlar ve diğer Osmanlı coğrafyalarında tartıştırmaya başladığı yeni bir yöntem idi. Ve, 6 asırlık bir büyük devlet gümbür-gümbür yıkılmıştı.
Sadece Osmanlı hâkimiyetindeki 'bilâd-i Arab'da /(Arab beldelerinde, / coğrafyalarında) bugün 24 -25 ayrı devlet kurulduğunu hatırlamak, durumun facia boyutunun kavranmasını izahta önemli bir yaklaşım sunar, insana..
*
Özellikle de Ortadoğu denilen coğrafyanın, Müslüman coğrafyalarının kalbi de sayılan bir coğrafya olduğunu tekrarlamaya gerek bile yoktur, ama, dil alışkanlığıyla söylendiğinin sanılmaması için, dünya kamuoyunda yerleşik bir coğrafî bölge ismine dönüştüğü için, tekrarlıyoruz. Ki, bu 'Ortadoğu Coğrafyası'nın ismi, 100 yıl öncesine kadar asırlarca, Müslüman coğrafyalarının kalbi mesabesi olarak biliniyordu. Özellikle de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin hükümferma olduğu zaman diliminde..
* Osmanlı'nın emperial dünyada, artık 'hasta adam' diye anılması ve varlığını koruyamayacağı, dünya savaşının ortaya yığınla devletler çıkaracağı ve 6 asırlık Osmanlı devletinin de buharlaşabileceği dillerde söylenmeye başlarken ve Osmanlı'nın okumuş sınıfları arasında da, 'Osmanlı artık eski Osmanlı değil..' gibi yorumlarla geleceğe aid acı tahminler daha bir yaygınlaşacaktı.. Ki, şair Midhat Cemal de o zor ve ızdırablı dönemde ve çaresizlik içinde, 'Ölmez bu vatan..'

9