'Taş devrinden kalma' bir 'megalo-maniac' çılgın, bütün insanlığı tehdit ediyor

İran'a karşı savaş tehdidi altında, müslüman toplumlar pasif duruşu ahlaki sorumluluk olarak mı görmeli, yoksa düşmanın yöntemlerini taklit etmeden direnç gösterebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okuyucu mektupları aracılığıyla Trump'ın İran tehditlerine ve Filistin meselesinde yaşanan olaylara karşı müslüman toplumların tutumunu değerlendirmektedir. Yazarın temel iddiası, İslam değerlerinin savaş ahlakını belirlemesi gerektiği ve düşmanın davranışlarını taklit ederek meşruluk kazanmanın yanlış olduğudur. Düşman kutsal mekânlara saldırırsa biz de aynı şekilde davranmalı mıyız, yoksa farklı bir yol mı izlemeliyiz?

Pazar günleri, muhterem okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında yaptığımız bir 'Hasbihal'e daha, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz..

*

**

*İstanbul'dan İdris Helvacıoğlu diyor ki mesajında: 'Sizin deyiminizle 'Amerikan Kralı', bana göre ise 'Amerikan zırdelisi', şimdi de 'İslam tarihinin en kadîm medeniyetleri'nin yeşerdiği, hattâ Büyük Selçuklu Devleti'ne anavatanlık yapmış olan İran coğrafyasını, 'Taş devrine geri göndereceğim!.' diye tehdit ediyor.. Bu ve kafa yapısı ile, evet, asıl taş devrinden kalma birisinin kendisi olduğunu sergilemiş oluyor..

Bu tehdidi yapan bir kişi, gerçekte bütün İslâm toplumlarını ve hattâ, Amerika'ya teslim olmayı kabul etmek istemeyen her insan toplumunu eğilmeye, teslim olmaya, Amerikan emperyalizmine karşı çıkmayı akıllarından çıkarmaya çağıran bir çıldırmış zihin yapısına sahip..

Allah'ım, bütün kalbimle sana sığınıyorum.. '

Evet, bu okuyucu daha başka şeyler de yazıyor, 'bu çılgın kişinin insanlığa şerrinden emin olmak için en büyük sorumluluk, biz Müslümanlara düşüyor diyorum, ama bu sorumluluğun gereğinin ne ve nasıl olacağını bilemiyorum..'

diyerek, psikolojik açıdan çaresizliğini yansıtıyor..

--Bu kardeşimize şu kadarını belirtelim ki, biz Müslümanlara, ye'se teslim olmak, yeis içinde olmak, Allah'tan ümidi kesmek yoktur..

Dualarımızın devamında merhûm Sezaî Karakoç ağabeyimizin 'Göklerden gelen bir kader vardır..' diye başlayan mısralarını tekrarlamakla yetiniyoruz.

'Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş.. Göklerden gelen bir karar vardır.

Gün batsa ne olur; geceyi onaran bir mimar vardır.

Yanmışsam, külümden yapılan bir hisar vardır...'

*

(Bu satırlar dün gece yazılırken, işbu Amerikan zırdelisi, daha önce , 'İran'a verdiğim 10 günlük mühletten geriye 48 saat kaldı..' diye açıklama yapmışken; aradan 2-3 saat geçmeden, Beyaz Saray dedikleri kara ve kanlı saraydan patlama görüntülerini yansıtan başka bir videoyu sosyal medyaya göndererek, 'Tahran'ı, gece karanlığında, az önce işte böyle bombardıman ettik!' diyordu.)

*Ankara'dan Şahin Ilgazlı isimli okuyucu da diyor ki: 'Başında sarık olan orta yaşlı bir zat'ın, bir cami minberinden yaptığı ateşli sayılabilecek bir konuşması var', sosyal medya denilen mâlûm alanda..

Siyonist İsrail rejimi, bilindiği üzere, Kudüs'deki Mescid-i Aksâ'da kılınmasını yasakladı üç haftayı aşkın zamandır.. İslam'ın en mukaddes mekânlarından birisi olan bu mekânın, siyonist Yahudi güçlerinin keyfine bırakılmışçasına İslam Milleti'nin bu duruma seyirci kalması düşünülmez.. Çünkü, bu saldırganlığa teslim olunmasında, yarınlarda daha başka kutsal mekânlarımıza da saldırılar yapılabileceğinin işareti vardır.

Ama benim demek istediğim şu: 'Bir hoca görünümlü kişinin, sokaktaki sâde insanı etkileyebilecek konuşmasında, diplomasideki mütekabiliyet ve misillemede bulunulması imkânının bulunduğunu hatırlatıp, 'Bizim de Yahudileri, mâbedleri olan sinagoglarda ibadetten mahrum etmemiz gerekmez mi!' demesi doğru mudur

Evet, bu dinleyicimiz de böyle soruyor.. Sözkonusu videoyu, bu sohbeti hazırlayan kardeşiniz de seyretti ve okuyucunun aktardığı bu düşünce tarzının yanlışlığını düşünüyor.. Çünkü, bir yaratık bizi ısırdı diye, biz de onu ısıramayız ve savaş ahlâkını , inancımızdan almak yerine, düşmanın davranışlarından alırsak, o zaman bizim başkalarından ne farkımız kalır

Evet, hayatın en zor anlarında, velev ki savaş halinde olsak bile, biz, savaşın nasıl yapılacağına dair, düşmanlarımızdan örnek ve ders alamayız.. Bizim ölçümüz, İslam'dan kaynaklanır; düşmanlarımızı davranışlarına hissî tepkilerden değil!. Yani, onlar bizim mâbedlerimize ve ibadetlerimize saldırsalar bile, biz başkalarının mâbedlerine de, ibadetlerine ve kutsallarına da kalbî ve fikrî olarak kabul etmesek de, onlara karşı çıkmayı bir mücadele metodu olarak kabullenemeyiz. Üstelik bu tavır, düşman tarafa, kendi bâtılına daha bir sarılmaktan öteye bir netice de vermez.

*ABD- Los Angeles'tan, içinde bulunulan şartlar yüzünden, ismini müstear olarak yazdığını belirten Turgut Tahinci takma isimli okuyucu da, Amerikan Stimson Enstitüsü'nce yayınlanan bir makaleyi göndermiş.. O yazıda, İran'daki siyasî sisteme yönelik tehdit senaryoları incelenmiş ve bunların hiçbirinin gerçek olmadığı değerlendirilmiş.

Biz, bu makalede dile getirilen bazı görüşleri özetleyelim:

'Trump yönetimi, İran'a İsrail ile birlikte savaş başlatmanın gerekçeleri olarak, İran'ın balistik füze programlarını baltalamayı gösteriyor

ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğine işaret ederek, İran halkını zayıflamış güvenlik güçleriyle yüzleşmeye ve 47 yıldır iktidarda olan rejimi devirmeye çağırdı.

Her halükarda, İslam Cumhuriyeti ciddî bir zorlukla karşı karşıya..

Âyetullah Ali Khameneî ve çok sayıda üst düzey güvenlik yetkilisinin suikasd sonucu öldürülmesinin ardından İran, geçici olarak Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başkanlığındaki Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani tarafından yönetiliyordu. (Ki, Laricanî de öldürüldü..)

İran liderlik çevrelerine düşman istihbaratının nüfuzu oldukça yüksek ve İran liderleri sürekli saldırı tehdidi altında çalışıyor. Önümüzdeki günlerde, merkezi olmayan bir şekilde de olsa, İran'ın güvenlik güçleri ülkedeki üzerindeki kontrolü ve komutayı sürdürmeye çalışacaklar. Medya raporlarına göre, Devrim Muhafızları'nın önceki komutanı Muhammed Pakpur'un bir hava saldırısında öldürülmesi ardından, Ahmed Vahidî adlı yeni bir komutan hızla tâyin olundu. .

Güvenlik güçlerinin kontrolü ve komutası hayati önem taşımaktadır, çünkü İslam Cumhuriyeti'nin hayatta kalması nihayetinde büyük şehirler üzerindeki kontrolün sürdürülmesine bağlıdır. Merkezî olmayan bir komuta yapısı, merkezi hükümetin yerel krizlere hızlı bir şekilde müdahale etme yeteneğini zayıflatabilir. İsyancı askerler ile rejime bağlılar arasındaki çatışma, Suriye ve Libya'daki iç savaşların erken bir belirtisiydi ve bu savaşlar nihayetinde bu rejimlerin çöküşüne yol açmıştı.

ABD ve/veya İsrail askeri operasyonlarının İran sınır karakollarını hedef aldığı yönündeki haberler doğruysa, bu durum İran hükümetinin Irak Kürdistan Bölgesi yakınlarında faaliyet gösteren Kürt gruplarının bulunduğu ülkenin kuzeybatısındaki kontrolünü kaybetmesini kolaylaştırma çabasına işaret eder. Bu bağlamda Trump, 1 Mart'ta Irak'taki iki ana Kürt grubunun liderleriyle görüştü. Kürt güçlerinin harekete geçip geçmeyeceği henüz belli değil.

İran'ın kuzeybatı kesimlerinin bir bölümü merkezi hükümetin kontrolünden çıksa bile, İslam Cumhuriyeti diğer büyük şehirleri yönetmeye devam edebilir. Çoğunluğu Fars-Azeri olan İran, Orta Doğu'daki birçok ülkeye göre daha büyük bir etnik bütünlüğe sahiptir.