Dün sabah, KK ve 'ÖÖ' tarafdarlarının, Ana Muhalefet Hareketi'nin fiilî liderliğini üstlenmek kavgasını yansıtan boğuşma sahnelerini ekranlardan sizler de 1 saati aşkın bir süre boyunca temaşa ettiniz mi bilmem..
İki taraf da, aynı geçmişten ve aynı partilerden ve aynı resmî ideoloji çizgisine bağlı olan kesimlerdendiler. Ama, sanırsınız ki, bunlardan bir taife, iktidara gelince, diğerinin dünyası kararacak..
Bunlar, yarınlarda, iktidara gelmek veya iktidarın en büyük ortağı durumuna gelirlerse, bugün, nasıl bir iktidar açlığı içinde olan odakların, nasıl bir paylaşım boğuşmasına giriftar olacaklarını hayal ve tasavvur etmekten kendimi alamadım; 1960'lardan beri nice çetin siyasî mücadelelerin hemen tamamını dışardan olsa da, anlamaya çalışmak dikkatini yitirmeden tasavvur ve tahayyül etmek süzgecinden geçirmeyi unutmadan..
*
Siyaset, insan toplumlarını idare etme san'atı olarak tarif edilir, kısaca.. Hattâ, 'at'ları terbiye ve idare edenler için kullanılan 'seyis' kelimesinin de, Arapçada, siyasetle aynı kökten geldiği söylenir..
Siyaset üzerine çok çeşitli tarifler yapılmıştır, daha da yapılabilir..
Hz. Ali'ye, 'Siz rakipleriniz kadar siyaset bilmiyorsunuz' kabilinden bir eleştiri ifade olununca, ol mübarek'in de, 'Siyasetten anladığınız, entrika çevirmek ise, eğer Allah'tan korkum olmasaydı, siyaset yapmakta benimle kimse yarışamazdı' dediği rivayeti vardır..
(1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerinde millet tarafından kesin bir ekseriyetle seçilen merhûm Adnan Menderes'in de (1950-60 arasında) 10 yıl başbakanlıktan sonra, bir askerî darbe ile devrilip, Marmara'nın ortasında, Yassıada'da düzmece bir mahkemede yargılanıp, darbecilerin cinayet çapındaki bir siyasî yargılama kararıyla, 17 Eylûl 1961'de idâm sehpasına gönderilişi sırasında, 'siyaset yolunda ilerledikçe gördüm ki, siyaset meğer âteşten bir gömlekmiş..' deyişi düşündürücüdür. (Bu vesileyle hatırlayalım ki, Başbakan Adnan Menderes'in idâmı yönünde oy kullanmış askerî darbecilerden bir generale, emekli oluşundan sonra, 'Sahi, Adnan Menderes'in idâm edilmesi için kanunî gerekçeniz neydi' şeklinde sorulduğunda; o darbeci emekli asker, aradan 60 yıl geçtikten sonra bile hıncını terk edememiş olarak, 'Eğer, Adnan Menderes'in hiç bir yanlışı olmasaydı bile, onun, ezanı yeniden Arabça okutması bile, idamı için yeterli sebepti..' demekten kendisini alamamıştı.. (Evet, 1935'lerden beri, dönemin şefleri tarafından 'Ezân-ı Muhammedî'yi bütün dünya Müslümanlarının okuduğu şekilden çıkarılıp, Türkçe bir metne dönüştürülmesi ve o Türkçe metnin 1951'e kadar okutturulmasına; Adnan Menderes'in iktidara gelir- gelmez, son vermiş ve Ezân-ı Muhammedî'nin bütün Müslümanların okuduğu aslî şekline döndürmesine karar vermişti..
Evet, ülkemiz böylesine İslam düşmanı kişilerin nice en üst karar mercilerine yükseldiği bir dönem yaşamıştı..)
Şimdi, yeni nesiller bu anlatılanları dinlerken, inanmakta bile zorlanıyorlar ve 'O zamanlar nasılsa olmuş, ama, bu günkü dünyada öyle baskılar olmaz sanıyorlar..'
Halbuki, daha 10 yıl öncelerde, 15 Temmuz 2016 gecesi tekrar sahnelenmek istenen askerî darbe başarılı olsaydı, geçmiş nesillerin nice acı tecrübelerini yeni nesiller de tadacaklardı..

11