Şehidlik, sadece Allah'ın dini uğrunda verilen mücadelelerde dünya hayatını kaybedenlere İslam'ın bahşettiği bir

Okuyucularla Hasbihal

Pazar Günleri, Okuyucuların eleştiri , soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'e daha, muhterem okuyucularımızı selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım:

*

* Erzurum'dan Kahraman Sübhandağlı isimli okuyucu diyor ki:

Selahaddin ağabey, burada geçen hafta öldürülen İran lideri Seyyid Ali Khameneî için bazıları ona 'şehid' dediler; bazıları da öyle diyenleri suçladılar.. Biz üniversite seviyelerine gelmiş kimseler olarak bu tartışmaya girmekten de kaçınıyoruz; ama, yine de bizlere soruluyor.. Sahi, Seyyid Ali Khameneî'ye 'şehîd' denilir mi Ya da 'şehid' kimlere denilir

--Bu muhterem okuyucumuza kısaca belirtelim ki, 'Şehîd', kelime mânası açısından 'şâhid' kelimesinden gelir ve 'en üst derecede şahid olan' mânasındadır.

Bu açıdan bakıldığında 'şehid' kelimesinin çok farklı manalarda kullanıldığını da görmüşüzdür ve görülmektedir. Kimi, bir ülke sınırlarını korumak sırasında öldürüldüğü için 'vatan şehidi' sayılmıştır.. Kimi, İslam yolunda verilen bir savaşta veya İslam yolundaki faaliyetlerinden dolayı katledilenler de 'şehîd' sayılmıştır.

İşin doğrusu nedir

Dışarıdan bakıldığında temennilerimiz de konuya eklenince.. Nice ilgisiz ve hatta Allah'a ve Âhiret hayatına inanmadığını açıkça söyleyenlere bile 'şehid' denildiğini ve hattâ bu gibi konularla hiç ilgili olmayan kimselere bile 'şehid' denildiğini de görmüşüzdür.. Keza, tamamiyle 'dindışı- laik sistemler' bile, kendi hizmetinde olan memur veya güvenlik güçlerinden iken öldürülen inançsız kimseleri de 'şehîd' olarak nitelemiştir.

Bu açıdan, laik sistemlerin kanun gereği veya bir takım tarafgirlikler icabı, 'şehid' diye nitelenenlerin gerçek mânada 'şehid' sayılamıyacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.. . Gerçek şehidi, ve 'şehidlik' mertebesini ancak Allah'u Teâlâ belirler. Bu açıdan , İslamî hedefler uğrunda verilen mücadelelerde, dünya hayatından koparılanlar için, 'şehîd' nitelemesini ifade etmek istendiğinde 'inşaallah' demek daha yerinde olacaktır.

*İstanbul'dan Kâmil Tokbayır isimli okuyucu da diyor ki: Size bu satırları dün gece, Cumartesi'ni Pazar'a bağlayan gece yazarken, Trump'ın, kendisine sorulan bir soruya; geçen hafta, Amerika'nın İran'a yönelik hava aldırışı sırasında, bombardıman edilen bir okulda '175 kız öğrencinin öğrencinin öldürülmesiyle ilgili bir soruya, 'O okulu İran bombalamıştır..' diyecek kadar hezeyanlar sergilediğini de duyunca hemen size yazıyorum..

Trump denen bu kişi, 'Hiç bir Başkan, İran'a saldırmaya cesaret edememiştir, bunu ben yaptım.. İran'ın kayıtsız şartsız teslim olması gerekir. Bundan sonraki İran liderini de ben belirleyeceğim..' gibi laflar da etti dün.. Ne dersiniz '

--Muhterem okuyucuma arz edeyim ki, Türkçe'de 'zırva te'vil götürmez..' diye bir deyim vardır.. Evet, gerçekten de bu gibi zırvaları söyleyen bir kişinin izah ve tevili üzerinde konuşmak bile ağır gelir insana.. Kısaca, suçluluk psikolojisi içinde sergilenen bir hezeyan..

*

*Sakarya'dan Nermin Kaşıkçıoğlu isimli okuyucu da diyor ki: 'Uluslararası ilişkiler' üzerine yüksek tahsil yaptım. ama, gerek geçmiş hadiseleri , gerek günümüzdekileri izah etmekte zorlanıyorum.. Ama, her halde, Amerikan emperyalizmi, oyunlarını zihninde bir satranç oyuncusu gibi, 8-10 hamle sonrasını hesap ederek kuruyor.. Yanılıyor muyum

--Elbette uzun vâdeli veya âcil durumlarda da hemen kurup devreye soktuğu planlarla oluyor bu işler.. Bırakalım, dünya siyasetini , rüşd yaşına gelmiş her insan da ileride yapacağı ve sonuçlarını umduğu veya beklenmeyen sonuçlarını da kabulleneceği hesaplar yapar, yapmalıdır..

Devletler ve siyasî kadrolar da siyasî planlar yaparlar elbette.. Bu kardeşimize hatırlatalım, 1980- 88 arasında 8 yıl devam eden ve iki taraftan 1 milyondan fazla Müslümanın öldüğü Irak-İran Savaşı öncesinde, Saddam, İran'a saldırmak niyetini dolaylı olarak, Bağdad'daki Amerikan Elçisi'ne hissettirip, 'Amerika'nın tepkisi ne ve nasıl olur' şeklinde soran Saddam Huseyn'e, Amerikan Elçisinin, 'Amerika'nın, dostlarına müşkülat çıkarmaz' diyerek, o savaşın fitilini ateşlemişti..

*

*Abdullah Kul isimli okuyucumuz da şöyle yazıyor: Ey Müslümanlar bırakalım aramızdaki ayrılıkları, farkları ,nifak tohumlarını ve BİRLEŞELİM, başka çaremiz yok, Ya düşmanlarımıza teslim olacağız, onların dediklerini yapıp zillet altında yaşayacağız, ya da mücadele edip direneceğiz. Belki dünyevî zafer de kazanacağız, ve belki şehadete ulaşacağız; ve tarihe mesaj vereceğiz ve izzetli bir şekilde yaşamak istediğimizi ifade edeceğiz.. Tercih hepimizin. Bütün tercihlerimizden Allah katında sorumluyuz. Ya Rabb, bu mübarek Ramazan ayı vesilesiyle hepimize Tevhidi bilinçlenme şuûru ver, feraset ve basiret ver. . (Fatiha Sûresini belki de farkında olmadan tekrar ederiz: '